“Bunu ‘hak etmiş’ ya da ‘hak etmemiş’ olmasının kuşkusuz hiçbir önemi yok. Ve tüm bunların bana başka bir kadınmışım gibi yabancı gelmeye başlaması şunu hiç değiştirmiyor: Onun sayesinde, beni bu başka kadından ayıran sınıra, kimi zaman bu sınırı aşmayı düşünecek kadar yaklaştım.
Zamanı tüm bedenimle bir başka türlü ölçtüm. İnsanın neler yapabileceğini, hem de her şeyi yapabileceğini keşfettim. Kendim de onlara başvurana kadar başkalarında çılgınca bulduğum yüce ya da ölümcül arzular, onursuzluk, inançlar ve davranışlar. Farkında olmadan, o beni dünyaya daha çok bağladı.
Bana, ‘Benimle ilgili kitap yazmayacaksın,’ demişti. Ama ne onunla ne de kendimle ilgili bir kitap yazdım. Ben sadece onun varlığının bana kattığı şeyleri —kuşkusuz okumayacağı, ona yönelik olmayan— sözcüklere döktüm. Yapılan bağışı geri ödemek gibi bir şey.
Çocukken benim için lüks, kürk mantolar, uzun elbiseler ve deniz kıyısındaki villalardı. Daha sonra, bunun entelektüel bir yaşam sürmek olduğuna inandım. Şimdi bana öyle geliyor ki lüks aynı zamanda, bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmektir.”