Onları sadece yazarken bile elim acıyor, oysa tüm bunlar ellerinden doğuyordu. Her sonbahar gelecek bahar, ölmez sağ kalırsam, şunu da, şunu da dikeceğim derdi. Baharda bana telefon ederdi: Yüz otuz dokuz tane kardelenim var, onları görmeye gel. Tam sayılarını daima biliyordu, sanki her birinin sapını ayrı aynı tanıyordu, hangisi ne zaman baş göstermiş, hangisi küsmüş, hangisi neşeli. Sümbüller de çiçek açtı - yetmiş beş mavi, otuz beyaz ve yirmi sekiz tane pembe, onları görmeye gel. Şimdi gelemem, baba. Ama bu yıl kirazda iş yok. İnşallah ayva bol olacak.
Onun yaşadığı dünyadan gelen haberler bunlardı. Yaşamak istediği dünyadan.
Hastalık, gerçekleşmemiş konuşmaları ve ertelenmiş yakınlığı ortaya çıkarmıştı. Birdenbire yanınızdaki, her zaman var olacağına inandığınız kişi, ölümlülüğüyle ışıldamaya başlıyor, saydam ve kırılgan hale geliyor. Hayatının ipliği, sonbahar güneşinde aniden görünür hale gelen örümcek ağları gibi parlıyor.