Nagihan

Aile bireylerinin de hesaba katılmasıyla imparatorluk coğrafyasının her köşesindeki yaygınlıkları yanında önemli bir nüfûs oluşturduğuna da şüphe olmayan, başta imamlar olmak üzere sair tüm câmi hüddâmı, bu genel tablonun da ortaya çıkarttığı üzere özellikle imamların sosyal hayattaki etkinlikleri ve devlet organları içinde çeşitli vazîfeler üstlenen konumlarıyla -ve başka bir çalışmada ele almayı düşündüğümüz gayrımüslim ruhbanıyla beraber-, idarî mekanizmaya işlerlik kazandıran başlıca unsurlardan birini teşkil etmekteydiler. Vakıf sistemi, bu kesimin en başta gelen işveren konumu olarak, önemini sistemin bozulması dönemlerinde de muhafaza etmiş, ancak ekonomik yönden bu tür işletmelerin zaman içinde görevlerini yerine getiremez duruma düşmeleri, sistem ile birlikte bu kesimi de zor duruma sokmuştur. XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren özellikle Rusya ile girişilen uzun savaşlar ve bugün neticesi olan büyük mali buhran ve meydana gelen hayat pahalılığı, belirlenmiş ve genelde değişme göstermeyen yetersiz maaşlarıyla başbaşa kalan bu kitleyi de ağır bir şekilde vurmamış olmasını düşünmek mümkün değildir
Din
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Özellikle kırsal kesimde imamların, imamet vazîfesini yerine getirdikten sonra kendi tarla ve bahçelerinde çalışmakta oldukları ve muhtemelen de esas geçim kaynaklarını bu tür işlerden sağladıkları istidlal edilmekte; şehir ve kasabalarda ise ticaret ve esnaflık dâhil daha başka işlerle iştigal etmeleri kaçınılmaz olarak doğal karşılanmaktaydı.
Din
1835’de çıkan ve kalemiyye, ilmiyye ve askeriyye arasındaki rütbe eşitlenmesini öngören kanunun eski devirlerin aksine ulemanın statüsünde bir gerilemeyi yansıtmakta olduğu açıktır. Böylece bir seraskerin rütbesi sadrazam ve şeyhülislam ile eşitlenmiş, binbaşıya kadar olan bütün diğer askerî rütbeler ise en yüksek ulema rütbesiyle eşit hale getirilmiş, dolayısıyla askerî hiyerarşi dinî hiyerarşiden daha üstün bir duruma sokulmuştur.87 Bu gelişme, ulemanın ne derecelerde vüzeraya tasaddur ve takaddüm ettiğini Kemal Paşazade örneğiyle de bildiğimiz eski dönem teşrifatının, dolayısıyla askeriyye karşısında ilmiyye sınıfına gösterilen saygının ve protokolda ön sıralarda olma halinin artık mazide kaldığına işaret etmesi bakımından da anlamlıdır.
Din
Osmanlıda imamın görevleri
İmamların mahallelerinde oturanlar hakkında tam bir bilgi sahibi olmaları beklenirdi: Her imâmın mahallesinde kaç hâne vardır ve sâhib-i mülk ve müste’cir, kibâr ve esnâf ve erâmil cümlesinin isimleri ve dirlikleri ve san‘atları tasrihiyle defterlerinin tanzimi, mahallede oturanların kimliklerinin belirlenmesi, gelen yabancıların veya yeni taşınanların tesbiti ve kayıt altına alınması işleri; yeni gelenlerin kefalete rabtı, keza ya bu rabtın bizzat kendisi tarafından üstlenilmesi veya genel kefalete bağlanarak bu işlemin mahalleli adına yapılması, mahalle sakinlerinin ikamet mahal ve sürelerinin belirlenmesi, mürûr tezkireleri’nin elde edilmesi ile ile ilgili ilk işlem olmak üzere ikametgâh ve kimlik belgelerinin tanzimi, imamlar tarafından görülür ve kefilsiz olanların mahallede barınmasının sorumluluğunu taşırdı. Bilâ vâris veya vâris-i ga’ib olarak vefât edenlerin bildirilmesi, ölüm ve defin, doğum kayıtları, nikah akdi gibi işlemler imamlar tarafından yürütülür, bazı beledî işlerin görülmesi, bu meyanda mahallenin temizliğine dikkat edilmesi ve çevre temizliğinin sağlanması, yangına karşı evlerdeki ocakların iyice söndürülmesi ve temizlenmesinin temini, keza vazîfeleri arasına sayılırdı.
Din
Osmanlıda imamın görevleri
İmamların mahallelerinde oturanlar hakkında tam bir bilgi sahibi olmaları beklenirdi: Her imâmın mahallesinde kaç hâne vardır ve sâhib-i mülk ve müste’cir, kibâr ve esnâf ve erâmil cümlesinin isimleri ve dirlikleri ve san‘atları tasrihiyle defterlerinin tanzimi, mahallede oturanların kimliklerinin belirlenmesi, gelen yabancıların veya yeni taşınanların tesbiti ve kayıt altına alınması işleri; yeni gelenlerin kefalete rabtı, keza ya bu rabtın bizzat kendisi tarafından üstlenilmesi veya genel kefalete bağlanarak bu işlemin mahalleli adına yapılması, mahalle sakinlerinin ikamet mahal ve sürelerinin belirlenmesi, mürûr tezkireleri’nin elde edilmesi ile ile ilgili ilk işlem olmak üzere ikametgâh ve kimlik belgelerinin tanzimi, imamlar tarafından görülür ve kefilsiz olanların mahallede barınmasının sorumluluğunu taşırdı. Bilâ vâris veya vâris-i ga’ib olarak vefât edenlerin bildirilmesi, ölüm ve defin, doğum kayıtları, nikah akdi gibi işlemler imamlar tarafından yürütülür, bazı beledî işlerin görülmesi, bu meyanda mahallenin temizliğine dikkat edilmesi ve çevre temizliğinin sağlanması, yangına karşı evlerdeki ocakların iyice söndürülmesi ve temizlenmesinin temini, keza vazîfeleri arasına sayılırdı.
Din