Oysa, bir insanın bu dünyada kaybolması için gözleri kapalıyken kendi etrafında bir kez dönmesi yeter de artar bile. Kaybolana kadar, başka bir ifadeyle dünyayı kaybedene kadar, kendimizi bulmak gayesiyle atacağımız bütün adımlar nafile bir çabadan ibarettir. Zira, nerede olduğumuzu, neler düşündüğümüzü ve düşüncelerin ilişkilerimizin sonsuz uzantılarıyla sürdürdüğü bağlantıyı ancak
o zaman fark ederiz.
“İnsan hakları" Fransız Devrimi'nin bize kazandırdığı çok güçlü terimlerden bir tanesi, ama kadın haklarının da bu haklara dahil olup olmadığı daima bir soru işareti.
Erkeklikle ilgili sorun ne? Mesele erkek olmaya dair kafamızda yarattıklarımızla
ilgili. Neyin alkışlanıp neyin teşvik edildiğini, şiddetin oğlan çocuklarına nasıl devredildiğini düşünmeliyiz.
…şiddet içeren tehditler erkeklerin kadınları kontrol etme amacıyla oluşturdukları bir duvarın tuğlaları. Bu şiddetin gerçekleşeceğine dair duydukları korku çoğu kadını öylesine kısıtlıyor ki, artık duvarın
varlığını kanıksayıp fark etmemeye başlıyorlar. Geri kalanlarımız ise bu konuyu yok sayarak geçiştiriyoruz.