Okuduğum ilk Virginia Woolf kitabıydı ve kitaba başlamadan önce yazarın tarzı hakkında bir fikrim yoktu. Arkadaşım tavsiye etti ve bana ödünç verdi kitabı, o şekilde okumaya başladım ve uzun bir zamanda bitirebildim. Kitap kalın değil ama iş yoğunluğum fazlaydı ve sadece metroda giderken ya da 5-10 dakikalık zaman dilimlerinde okuyarak bitirdim. Ama yine de uzun zamanda bitirmemin asıl nedeni kitabın zor okunması diye düşünüyorum. Belki bu düşünceme katılmayanlar olacaktır (örneğin kitabı tavsiye eden arkadaşım), ama kitabı okumaya başlar başlamaz çok farklı bir üslupla karşılaştığımı kesin olarak söyleyebilirim. Yazarın betimlemeleri, bir olayı anlatışı vs sürekli parantezlerle, ara sözlerle, bambaşka alakasız duran kelimelerle bölünüp duruyordu. Kitabı okurken mekanı, zamanı, düşünce akışını takip etmekte zorlanıyordum. Kitap biraz ilerledikçe yazılanların, aslında karakterlerin aklından geçenlerin olduğu gibi tüm karmaşıklığıyla aktarılmış hali olduğunu fark ettim. Bunu algılayana kadar rahatsız ediciydi çünkü bu durum kitaba odaklanmamı ve okuduklarımı zihnimde oturtmamı zorlaştırıyordu. Kendi zihin bulanıklığım bu karmaşaya neden oluyor diye düşündüm ve algılarım kapandı sandım :) Ama durumu anlayınca başka bir gözle kitabı okumaya devam ettim. Yazarın diğer kitaplarının da böyle olduğunu öğrendim, açıkçası bunları yazmak çok güç diye düşündüm. Çünkü insan kendi zihninden geçenleri bile yakalayamıyor çoğu zaman. Üslup açısından oldukça farklı bir yeri oldu bende kitabın, bunun yanında yazarın ele aldığı yalnızlık, ölüm, yaptığımız seçimler gibi konulara bakış açısını derinlerde hissederek bulacaksınız. Kitabı okuyacaklara tavsiyem yolda izde okumayın, ben öyle hızlıca akıp giden zihnimi çok yormayacak kitaplar okurum diyorsanız hiç başlamayın...