Ayça

Herkesin bir cehennemi var.
10/10
·104 syf.··
2026 15. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 18:24
“Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir.” Bunu okuduğumda aklıma ilk gelen şey şu oldu: İnsan bazen en çok kalabalığın içinde yalnızlaşıyor. Herkesle konuşuyorsun, gülüyorsun, işine gidiyorsun ama içindekilerden kimsenin haberi yok. Onun derdi tam olarak bu yalnızlık. Kitabı okurken, sanki biri çıkıp “Bak, senin kimseye anlatamadığın durumlar var ya, işte ben onları yaşadım” diyor. Böyle yüksekten, vaaz verir gibi konuşmuyor. Daha çok içinden geçenleri durduramayan bir insanın notları gibi fısıldıyor. Bazen dağınık, bazen zor, bazen de insanın canını acıtacak kadar açık. Hallac’ın “Enel Hak” demesi de çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu, “Ben Tanrı’yım” gibi bir iddia değil. Günlük hayattan söyleyecek olursak, kendini o kadar unutmuş ki, ortada “ben” diye bir şey kalmamış. Hani bazen bir şeye öyle dalarsın ki zaman, mekan, hatta kendin bile silinirsin ya… Onun yaşadığı hal bunun en uç noktası. Kitabın bazı bölümlerinde bir yanma hali var. Ama bu yanma, cehennem ateşi gibi değil. Daha çok, bir şeyi çok derinden hissetmenin verdiği yorgunluk gibi. Bildiğini anlatamamak, gördüğünü gösterememek… İnsan bazen “Keşke susabilsem” der ama susamaz. O da susamayanlardan. Belki de onu asıl zorlayan şey, söylediklerinden çok, söylediklerinin yanlış yerlere gitmesi. Günlük hayatta da olur ya bu: Bir derdini açarsın, karşındaki bambaşka bir yerden anlar. İşte onun hayatı biraz bunun büyütülmüş hali. O yüzden cehennem, onun için ölüm anı değil; yaşarken taşımak zorunda kaldığı bir yanlış anlaşılma hali. Kitabı bitirdiğinde insan büyük cevaplar bulmuş olmuyor aslında. Ama şunu hissediyor: “Demek ki yalnız değilmişim.” Herkesin her zaman okuyacağı bir kitap değil. Ama sanki kitabın sonunda biri omzuna dokunup "herkesin bir cehennemi var" diyor ve
1K
Cehennem Acı Çektiğimiz Yer Değil Acı Çektiğimizi Kimsenin Bilmediği YerdirHallac-ı Mansur · Destek Yayınları · 20254,047 okunma
Reklam
Yeni nesil tutkuya güncelleme gelmiş :))
10/10
·144 syf.··
2025 97. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 23:10
Hepimiz o deli gibi arzuladığımız kişiden, aynı zamanda sabah kahvaltısını birlikte hazırlayabileceğimiz bir yol arkadaşı olmasını bekliyoruz. İşte bu kitap, tam da bu noktada, "Yahu, bu ikisi neden birbirini yiyor?" diye soruyor. Romantizm filmleri bize tek bir kişinin hem her şeyimiz olacağını söylerken, bu kitap felsefi bir kaş göz işareti yaparak, "bebeğim, biraz gerçekçi olalım," diyor. Bizi heyecanlandıran o "risk" ve "medeniyet dışı" haller, güvenli ve medeni bir ilişki kurmaya çalıştığımızda neden buharlaşıyor? İşte kitap, bu ironik gerilime odaklanıyor, asla uygulamaya koymaya cesaret edemediğimiz metaforlarla.. Tavsiyedir.
Edebiyat & Roman
Cinselliğe Nasıl Farklı YaklaşırızAlain de Botton · Sel Yayıncılık · 2013281 okunma
Gitmeliydin, ama dinlemedin :))
7/10
·72 syf.··
2025 96. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2025 15:58
Gitmeliydin, “sessizlik olsun yazayım” diye dağ evine kaçan bir senaristin, evle kavga ettiği bir gerilim. Ev resmen trip atıyor: kapıları yanlış yere açıyor, aynaları yamultuyor, zamanı karıştırıyor. Yazar “ilham bekliyorum” diyor, ev “bekleme, ben sana delilik gönderiyorum” diye karşılık veriyor. Bir solukta okunuyor, ama bittikten sonra kendi evinin kapısı bile sana “yanlış yere geldin” diyormuş gibi geliyor.
1000Kitap
GitmeliydinDaniel Kehlmann · Can Yayınları · 2019557 okunma
Kitap biter, ama o kalır.. Heyula..
10/10
·380 syf.··
2025 60. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 22:50
Bazen bir kitap okursun… Ve sanki sayfalar arasında gözlerin değil, ruhun ilerliyordur. Heyula tam da böyle bir kitap. İlk cümlesiyle birlikte, artık yalnız değilsindir. Biri seni izliyordur. Arkandan hafifçe nefes alıyordur sanki. Sayfaları çevirdikçe, ses daha da yaklaşır; karanlık, sadece dışarıda değil, içeridedir artık. Erol Çelik’in kalemi sadece anlatmaz, çağırır. Kendi karanlık tarafına, bastırılmış korkularına, çocukken adını bile anmaya çekindiğin o "şeye" doğru sürükler seni. Kitabı okurken adeta gözlerimin altı morardı, uykusuz kaldım, çünkü gözlerimi kapatmaya korktum. O kelimeler, zihnimde çınlayan yankılara dönüştü. Sadece bir korku öyküsü değil bu; insanın içini didikleyen bir varlıkla karşı karşıya kaldım: Heyula… Ve beni en çok ürperten şey, hikâyelerin gerçek ile hayal arasında, tıpkı bir sis perdesi gibi salınıyor olmasıydı. Bazı anlarda kendi geçmişimden bir gölge beliriyor gibiydi sayfalarda. Düşündüm… Acaba ben de bir heyula mı taşıyorum içimde, yıllardır görmezden geldiğim? Anlatımı öyle doğal, öyle yalın ki… Sanki köyde dedemin anlattığı bir cin hikâyesinin ortasındayım ama bu kez hikâyeyi ben yaşıyorum. Her parça tanıdık geliyor; o terk edilmiş evler, gece gelen gölgeler, dilsizleşen tanıklar, ansızın bozulan elektrikler… Hepsi birer işaret gibi. Heyula, korkuyu edebi bir büyüyle harmanlayıp, doğrudan kalbime sapladı. Çünkü Erol Çelik sadece bir kitap yazmamış… İçimize çöreklenmiş, adı konmamış bir varlığı kelimelere dökmüş. Ve ben o varlığın gözlerinin hâlâ üzerimde olduğunu hissediyorum. Sen de okursan... kapını dikkatli kapat. Ve mümkünse... karanlıkta okuma..
1000Kitap
HeyulaErol Çelik · Avrupa Yakası Yayınları · 201048 okunma
Cin çarpması: Sayfaların arasından biri çıkabilir..
10/10
·152 syf.··
2025 59. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2025 23:24
Bu kitap bir kurgu değil. Yaşanmış, hissedilmiş ve sonunda yazıya dökülmüş bir kâbus gibi… Uğurcan Uygun, Cin Çarpması adlı eseriyle yalnızca kalemini değil, karanlıkta kalan bir kapıyı da aralıyor. Ve o kapının ardında, sıradan insanların hayatlarını darmadağın eden bir karanlık var: cin musallatı. Satır aralarında yankılanan fısıltılar var bu kitapta. Okurken başının arkasında birinin nefesini duyumsayabilir, odanda olmadığından emin olduğun ayak seslerine kulak kabartabilirsin. Çünkü Uygun, yaşanmış vakaların iç yüzünü anlatırken yalnızca bilgi vermiyor — seni içine çekiyor. Gerçek ile hayal arasında yavaşça incelen sınırı silip, seni o dünyanın içine gömüyor. Bir köydeki garipliğin, bir genç kızın aniden değişen bakışlarının, bir annenin geceleri duyduğu fısıltıların ardında hep aynı varlık yatıyor: görünmeyen ama hissedilen. Kitap boyunca işaretler çoğalıyor, mantık çözümsüzleşiyor. Ve sonunda kendini şu soruyu sorarken buluyorsun: “Ya bana da olursa?” Uğurcan Uygun’un dili, ürpertici bir sadeliğe sahip. Abartı yok — çünkü gerçek korkunun abartıya ihtiyacı yoktur. Bu hikâyeler yaşanmışlıkla damgalı. O yüzden etkileyici değil, travmatik. Özellikle geceleri okuyanlar için, uyumadan önce odalarını bir kez daha kontrol etmeleri şiddetle tavsiye edilir. Bu kitap bir uyarı gibi… Cinlere inanmıyor olabilirsin — ama onlar senin inancına ihtiyaç duymaz. “Bu Kitabı Okuduktan Sonra Yalnız Kalmak İstemeyeceksin” Kapak kapanır, ama içindekiler kapanmaz. Uygun’un kalemi bir kurbanın titreyen eline benziyor. Satır aralarında dua etmeye başlarsın fark etmeden. Çünkü bu kitapta geçen her olay, zihnine bir iz bırakır. Bazı sayfalar var ki... okuduktan sonra arkana bakmadan yapamazsın. Karanlık bir şeyin sana yaklaştığını hissedersin. Ama göremezsin. Görmemen, onun olmadığı
Cin ÇarpmasıUğurcan Uygun · Beyaz Fil Yayınları · 202036 okunma
Reklam