Nasrettin

Gerçekten de üre cilde iyi gelir. Bir bedevi, imkânları nispetinde üteyi idrarın kendisinden alırken, genç bir hanımefendi yüzüne sürdüğü kremde bu idrarın işlenmiş biçimini kullanıyor. Aradaki fark sadece imkân.
Sayfa 31 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam
O halde rahatlıkla söyleyebiliriz ki, birisi çıkıp “Deve idrarından filan hastalıklar kapılabiliyor.” dese, bu cümle “Deve idrarı hiçbir koşulda ilaç olarak kullanılmış olamaz.” anlamına gelmez. Zira tedavi kapsamında tıbbın çoğu zaman yaptığı şey, hastayı daha büyük zararlardan kurtarmak için daha hafif zararları tercih etmektir. Örneğin sağlıklı bir insanın ameliyathane koşullarında dahi olsa karnının kesilmesi ciddi bir zarardır. Ancak daha büyük bir zarar ortaya çıkarsa hasta opere edilir.
Sayfa 25 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
En basit örnekten yola çıkarsak, her ilacın ölümcül alerji (anaflaxi) yapma ihtimali vardır. Anaflaxi hızla tedavi edilmezse öldürür. Hatta o kadar ki anaflaxi tedavisinde kullanılan ilaçlara dahi bazı hastaların alerjisi olabilir. Ben acil hekimliğimde aktif kullanılan 3 ilaçtan 2 tanesine (antihistaminik-prednol|) alerjisi olan ve anaflaxi geçiren hastalara bile şahit oldum. Her ilaç bu şekilde zarar verebiliyorsa ve sağlığa zararlı olan şeyler ilaç olamıyorsa elimizde tek bir ilaç bile kalmaz. Elbette işler böyle yürümüyor. Tıbbi tedavide gözetilen şey fayda/zarar dengesinin hastanın durumuna göre değerlendirilmesidir. Örneğin kemoterapi normalde zehir addedilebilecek kadar zararlı bir tedavi metodudur, Zaten bu etkileri kemoterapi alan kanser hastalıklarında görülmektedir. Zira maksat kanserli hücreleri öldürmektir. Bunu yaparken bünyeye pek çok zarar verilmektedir. Fakat bu, kemoterapinin bir tedavi aracı olamayacağı anlamına gelmez.
Sayfa 22 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Tıp dediğimiz ilim, “Ayy bana komik geldi.” mesabesinde ele alınamaz. Doğal olarak tıp tarihine de böyle bakılamaz. Örneğin kadim tıp tarihinde hastaların vücutlarındaki şeker seviyesini anlamak için doktorlar idrarlarının tadına bakarlardı. Bu bize komik göründüğü için bir ateistin “Din yalan.” demesi gibi “Bilim yalan.” ya da bir hadis inkarcısının “Bana komik geldi, hadisler yalan.” demesi gibi “Bana komik geldi, şekerin tadına bakmıyorlardı.” denilerek ele alınamaz. Ateistin yaptığı, kendisine komik gelen örnekle bir disiplini reddetmek, hadis inkarcısının yaptığı ise tarihi veriyi reddetmektir. Oysa kişiye bir şeyin tubben komik gelmesi ikisini de sağlamaz.
Sayfa 21 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Oysa çok rahatlıkla bunun dönem tıbbına ait bir uygulama olduğu varsayılabilir. Mesela Muhammed aleyhisselam döneminde dağlama ile cerrahi işlemler yapıldığı ve Efendimizin de savaşlarda yara alan bazı kişilere dağlama ile tedavi uyguladığı bilinmektedir. Oysa bugün Müslümanlar benzeri yaralarda “Dağlama yöntemi vahye dayanır, başka yöntem kullanmayalım." demiyorlar, O halde biz neden dönemin imkân ve tıbbına ait uygulamaları vahye hamletmiş olalım?   Benim şahsi kanaatim de bu yöndedir. O halde biz bu uygulamayı dönem tıbbına atfediyorsak ve dönem tıbbı bir konuda yanılmışsa, bu neden vahyin yanılması anlamına gelsin? Mesela bana sorulacak olursa deve idrarı hadisi gibi tıbbi konulardaki hadislerden bir sünnet çıkarmak gerekiyorsa bu, “dönemin tap bilgisinden faydalanmak” olacaktır. Zira hadiste olan tam olarak budur. O günkü yöntem dağlama ise bugün cerrahidir.
Sayfa 42 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam