Aynalar ve Yankılar – Nurettin Aydın
Bir çocuğun gözünden bir dedenin hikâyeleriyle başlayan, zamanla bir milletin belleğine dönüşen bir yolculuk…
“Aynalar ve Yankılar”, sadece bir roman değil; köklerine, toprağına, geçmişine tutunmaya çalışan bir halkın sesi, bir kuşağın yankısı.
Bir söğüt gölgesinde anlatılan hikâyeler, üç yüz yıllık bir köyün kaderini bugüne taşıyor. Dededen toruna aktarılan sözler, bir zamanlar birlikle yaşayan insanların nasıl yavaş yavaş birbirinden kopuşunu gözler önüne seriyor.
Sadakatin gücü, toprağın kokusu, insanın kendine ve geçmişine yabancılaşması… Hepsi bu romanda bir ayna gibi karşımıza çıkıyor.
Nurettin Aydın, yalın ama derin bir dille Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerini yeniden anlatıyor. Fakir Baykurt’un izinden yürüyen yazar, bu kez “ayna”yı hepimizin yüzüne tutuyor ve soruyor:
“Suçlu arıyorsan, ayna mı yok etrafında?”
Bir köy hikâyesi gibi başlıyor ama hepimizin hikâyesine dönüşüyor.
Gerçekleri, vicdanı ve insanlığı hatırlatan bir roman
İkinci Kitabım -Aynalar ve Yankılar-ı okurdaşlarımın önüne bırakıyorum
"Destek almakta geriden, inat ettin Profesör
Gericiliği yeniden, icat ettin Profesör Olmaz din madrabazlığı, etme sen bu canbazlığı
Yazık! sinmiş yobazlığı, azat ettin Profesör"
Hayatının anlamını ise şöyle anlatıyor: "Hayat herhalde bir katakulli değildi. Ama neydi? Bu hayatın bir manası olmak icap ederdi. Insan dünyaya sadece yemek içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük, insanca bir sebep lazımdı."
İşte o büyük, insanca sebepler uğruna yaşamından oldu.
Artık Sabahattin Ali'nin bir mezar taşı var. Bundan ülkemizin hiçbir yetkilisinin haberi yok. Onun mezartaşı Istranca Dağları'nın tepelerinde.