Zweing’in eşiyle intihar etmeden hemen önce kaleme aldığı bu güzel eserinde yaşamış olduğu psikolojik bir işkence ile zihnini satranç oyunuyla nasıl dinç tutmaya çabaladığını, ruhundaki gelgitleri, dahi mi yoksa deli mi olduğu hakkında bir ders vermeye çalıştığını görüyoruz. İnsanın nasıl bir hiç’ e dönüştüğü anlatılırken, hikaye kurgusunun da satranç oyununa bağlanmış olması etkileyiciydi.
Eğer önündeki kapılar bir daha yüzüne kapanacak olursa, hayatının sona ermediğini düşün. Sona eren şey yalnızca hayatlarının birincisidir ve diğeri başlamak üzere sabırsızlanmaktadır. O zaman bir gemiye bin, seni bekleyen bir kent mutlaka vardır.