“Havada değişen bir şey var. Başlarımız üstünde nereden geldiği bilinmeyen yeni bir
yel esiyor. Bu yel kızgın çöllerin içinden çıkış gibi ateşindir; alnımızı bir alev gibi
yakıyor. Bu yel yüksek ve karlı tepelerden inmiş gibidir; bize her temas edişinde
derimiz biraz daha sertleşiyor. Kemiklerimiz biraz daha katılaşıyor; bu yel, bazen
denizlerde esen hafif rüzgarları, sıcak yaz günlerinin sonundaki serin meltemleri
andırıyor; bin türlü karmakarışık sıtmalarla yanan göğsümüz üstünde tatlı ve teselli
verici bir öpücük halinde dolaşışları var. İşte, ben, bu yolun önüne katılanlardanım!
Fakat, nereye gidiyorum, bilmiyorum. Bir garip heyecan içinde sarhoş gibi
yürüyorum ve korkmuyorum. Çünkü koyu, uzun ve sayısız bir kafilenin içindeyim,
yolumuzun sonunda belki bir uçurum bile olsa yürüyeceğim; zira benim için hiçbir
şey geriye dönmekten daha fena değildir!”