112 sayfa, kısacık bir roman. Her ne kadar okurken beni zorlayan cümleler ve anlara tanıklık etmiş olsam da, anlatılan hikayenin en kurgusal yönünün bile ne kadar gerçekçi olduğu bütün anlatılardan daha çarpıcı ve zordu. Et ve beden politikaları üzerine düşündüren önemli bir eser. Türkçe baskısının pek ilgi görmemiş olması beni üzdü açıkçası. Keşke yeni bir baskıya girse.
Katıksız ve yoğun koku içimi ısıtıyordu, adeta kendi kendime sığınıyordum, başka kocaman ve güven verici bedenlerin arasında, kendi iri ve güven verici bedenime sığınıyordum. Bu koku beni her şeye karşı koruyordu, benliğimi en derinlerinden geliyordu, sanki yuvama geri dönmüştüm.
Geniş bulvarlarıyla şehir açık bir mekana, bir vitrine dönüşmüş, sınıflar arasındaki karşıtlık görünür hale gelmişti. Belki de bu yüzden Baudelaire yoksullardan bir "gözler ailesi" olarak söz eder. Şairin vitrine bakışıysa, ışıklı vitrinlerin önünde sıkıntısını gideren bir aylağın bakışıdır. "Bir aylak hiçbir şey yapmaz," der notlarında, "alay etmenin dışında."