Kitabı okuduktan sonra gerçekten kendime inanamadım. Çünkü neredeyse 8 aydır saçma ön yargılarım yüzünden (herkes beğenmiş ben beğenmem, sıkıcıdır, uzun süre bitiremem vb...) okumuyordum. Nasıl olduysa 4 gün önce gözüme ilişti ve çokta canım sıkıldığı için okumaya başladım ve öyle gitti...
Fangirl gerçekten çok güzeldi! Bu zaman kadar okuduğum en tatlı ve gerçekçi hikayelerden birisiydi Rowell'ın hikayesi. (Ayrıca en çok alıntı yaptığım kitap.) Okurken çoğu zaman kendimi gülümserken buldum. (Alıntı yaparken de.)
Simon Snow onların dünyasının Harry Potter'ıydı. Ve cidden sanki gerçekten Simon Snow diye bir seri vardı. Herkes ona bayılıyordu ve internette onun için bir sürü hayran kurgusu yazılmıştı. Sihircath hesabı gerçekten de internette vardı ve rekor tıklanmalara gerçekten de imza atıyordu. İnternete Simon ve Baz yazdığınızda sanki cidden önünüze milyonlarca başlık çıkıyordu. (Ki çıkmıyor da değil.) Sanki bunlar cidden de varmış gibi hissediyordunuz ki ben hala daha öyle hissediyorum.
Cath, Levi, Wren, Reagan gerçekten gerçekte varmışlar gibi düşünmeye devam edeceğim sanırım. Onları cidden çok sevdim. Ve uzun sürede unutmayacağım.
*
Aslında eskiden yazdığım incelemenin incelemeyle hiçbir alakası olmasa bile çok tatlı olduğu için onu atacaktım buraya ama sonra yenisini yazmaya karar verdim. Çünkü bazı şeyler eklemek istiyorum. Aslında bunları Asla Vazgeçme’nin incelemesine yazmak daha mantıklı olurdu ama o inceleme zaten çok uzun ve güzel.. o yüzden en iyisi buraya yazmak olacak.
Bu kitabın anlatılacak bir şeyi bile yok. Mükemmel bir konusu, olay örgüsü falan… hiçbir şeyi yok. Ama yine de çoğu kitaptan daha çok heyecanlandırıyor beni. Çoğu kitaptan daha çok kendisine bağlıyor ve bana ‘bir bölüm daha, bir bölüm daha…’ dedirtebiliyor. Bu duygu bende artık eskisi