Rafiga Hajiyeva

Şeytanla anlaşma yapmak.
9/10
·448 syf.··
2024 14. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2024 15:53
Yıllar boyunca dünyada tek başına dolaşmaya ve sevdiği, tanıştığı herkesin onu unutup ölmesini izlemeye mahkum bir kız ve ona bu laneti bahş eden bir şeytan. < And when she does look up, her gaze always goes to the edge of town. "A dreamer," scorns her mother. "A dreamer," mourns her father. "A dreamer," warns Estele. Still, it does not seem such a bad word. > Hakkında çok konuşulan kitablara inceleme yaptığım zaman neden bahs etmeliyim emin olamıyorum. Her şeyden bahs edilmiş gibi geliyor insana. O yüzden benim için kitabı güzel kılan şeyleri yazmaya karar verdim. Öncelikle kitap neden bahs ediyor kısaca onu söylemek gerekirse, çok masalsı bir hikayeyle başlıyor. 1714, Fransada bir köyde yaşayan Adeline isimli genç kadın herkesin yaşadığı gibi normal, heyecansız bir hayatın onu beklediğini fark ettiği zaman, bu hayattan kaçmak için tanrılara yalvarmaya başlıyor. “İyi” Tanrılardan cevap alamadığı zaman bu sefer çaresiz kalıp “Karanlık” Tanrılara yüz tutuyor. Karanlık bir “Tanrı” ona cevap veriyor, yardım edeceğini söylüyor ama elbette her şeyin bir bedeli vardır. Böylece, Adeline Şeytana ruhunu satıyor. İstemediği adamla evlenmeyecek, heyecansız bulduğu bu köy hayatını yaşamak zorunda kalmayacak belki ama, tanıştığı her kes göz hizasından çıktığı an Addie`ı unutacak. Tanıştığı kimseye kendi hikayesini anlatamayacak. Ama isterse sonsuza kadar yaşayacak. Hikaye iki zaman diliminde geçiyor. Şeytanla anlaşma yaptığı günden sonrası ve nasıl hayatta kalmaya çalıştığını okuyoruz geçmişte. Bir taraftan da günümüzü okuyoruz, yani şeytanla anlaşmasından 300 sene sonrası. Addie`in hayatının belki de en önemli ikinci günü yani onu tanıştığının ertesi günü hala hatırlayan bir adama rastladığı gün ve sonrasını okuyoruz. “Her mother wishes she was more like Isabelle Therault,
İnsan
The Invisible Life of Addie LaRueVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Tom Doherty Associates · 2020544 okunma
Reklam
Türkçeve çevriliyor!
9/10
·506 syf.··
Beğendi
·
2024 19. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2024 16:16
“beni öldürüyor. onu sevmek beni öldürüyor ve korkuyorum çünkü gerçekten, bir ömür boyu kaç tane aşk yaşarsın? Bitmesine izin vermeden önce ona ne kadar şans verirsin?” Son zamanlar okuduğum en eğlenceli, kendi içine çeken kitaplardan oldu. Magnolia Parks bir seri ve hala devam ediyor. Şimdiye kadar 5 kitabı çıktı. Seri iki çiftden bahs ediyor 1ci kitap Magnolia ve BJ çiftinden bahs ediyor. İkinci kitap ise zaten ilk kitapdan tanıdığımız karakterler olan Christian ve Daisy`nin ilişkisini anlatıyor. Magnolia ve Daisy’nin kitapları aynı zaman süresinde geçiyor. Aslında Magnolia’nın hikayesine devam etmek için Daisy’nin kitaplarını okumak zorunda değilsiniz. Neredeyse bir-birinden bağımsız diye biliriz. Ama tabii okursanız seriden daha çok keyif alırsınız. Hatta 2ci kitap olan Daisy Haites ve hikayesi Magnolia`dan daha çok seviliyor okurlar arasında. Kitabın konusuna gelirsek, Gossip Girl dizisini bilmeyen var mıdır? Bu kitap eğer Gossip Girl Manhattan yüksek sosyetesinde değil de Londrada, ingiliz yüksek sosyetesinde olsaydı nasıl olurdu sorusuna cevap gibi yazılmış. Ben Gossip Girl’ü de bayılarak izlemiştim o yüzden kitabı beğenmeme şaşırmadım. Başka kitaplarda insanı rahatsız eden aldatma hikayesi burada nedense aynı dizide olduğu gibi okuru çok fazla rahatsız etmiyor. Ya da yazar bizi bu karakterlerin normalinin bu olduğuna çok çabuk inandırıyor. “Ve acaba bir daha başkasının yanında böyle hissedebilecek miyim diye merak ediyorum. Acaba BJ hiss edecek mi? Yoksa hayatta bir kez insanın başına gelen bir şey mi aşk? Bir ömür boyunca kaç kez aşık olma şansımız var?” Blair ve Chuck`I biliyorsanız, toksik ilişkinin tanımı olduklarını da biliyorsunuzdur. Bir birinin kaderi olduğuna inansalar da iki insan bir birine ne kadar zarar vere bilir? Çok. Bu sorunun cevabını
Magnolia ParksJessa Hastings · Also Industries · 202197 okunma
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 6. kitabı
Bazı kitaplar var üzerine saatlerce konuşa bilirsin. Bazı kitaplar var hem okurken çok keyif alırsın, hem de bittiği zaman günlerce o kitabı düşünürsün. Öyle bir kitap işte Martin Eden. Yazarın kalemini zaten çok seviyorum. ‘Beyaz diş’ ve ‘Adem’den önce’ kitaplarını okumuştum, ikisinde de kalemine hayran kalmıştım. Özellikle Beyaz diş 10/10luk bir kitap bana göre. Martin Eden’in otobiyografik bir roman olduğunu düşünürsek öncesinde London’un başka kitaplarını okumuş olmak kitabı daha keyifli bir hale getirdi. Martin’in neler yazdığı ya da nasıl bir kalemi olduğu hakkında bir fikriniz olmuş oluyor böylelikle. Kitaba gelirsek. Eğitimsiz, çalışkan, hayatını kendi kazanan bir genç denizci şehire geldiği seferlerin birinde burjuvadan genç bir edebiyat öğrencisine aşık olur. Ona layık olmadığını, daha doğrusu onunla konuşacak bir şeyi olmadığını hatta nasıl konuşulacağını bile bilmediğini fark eder. Ve ben kendimi değiştire bilirim diye düşünür, karar verir ve yapar. Ben bu denizciden ibaret değilim, daha fazlasını yapa bilirim demesi ve aslında kendisine çok yabancı bir dünyada var olmaya çalışması o kadar etkileyici ki. Kitapların, edebiyat, bilimin, felsefenin yardımıyla kendini yeniden keşfetmenin hikayesi. Ve aşk. En büyük motivasyonu Ruth’a layık olmak ve yanına yakışmak. Kitap böyle akar gider. Hayal, hayal kırıklığı, aşk, kalp kırıklığı, dostluk, aile ve daha bir sürü şey. Hepsi de o kadar güzel anlatılmış ki. Ben bu kitapta kimseye nefret edemedim. Herkes toplumdaki rölüne uygun davrandı. Bir tek Martin kendinden yeni bir insan yaratmaya çalıştı ve başardı da. Diğerleri böyle bir şeye ihtiyaç duyduklarını bile düşünmüyor, anlamıyordu. Ama bunun için onları yargılamak da doğru değil bence. Çünkü insanlar böyle, böyleyiz. Martin gibi insanlar çok az. Kitaplar
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
To the stars who listen - and the dreams that are answered
9/10
·764 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
Bir serinin üçüncü kitabını eğer okuyorsan, yazar bir şeyleri doğru yapmış demektir bence. Ben bu seriyi çok severek okudum. Klişelerin farkında olmama rağmen keyif aldım üçünden de. Ama sanırım en sevdiğim bu kitap oldu. Serileri okumanın en güzel tarafı kurulmuş bir dünyanın içinde, tanıdığın karakterleri okumaktır sanırım. Bu yazarın hem kurduğu dünyayı, hem de karakterlerini çok sevdiğim için artık her şeyin oturduğu bir dünyada o çok sevdiğim karakterleri uzun uzun ( neredeyse 800 sayfa ) okumak çok güzeldi. Bundan sonrası spoiler içerir. Evet, en sevdiğim karakterin Lucien Vanserra olduğunu bu kitapla anladım. Her sahnesini heyecanla okuyordum, söylediği her şeyin altını çizdim. Hala Feyre nasıl bu kızıl fox varken Tamlin’e aşık oldu emin değilim. Rhysand’ı çok sevmeme rağmen, Feyre’nin oynadığı oyun zamanı Lucien’le “flörtü” bana ilk iki kitabı bir kaç sayfalık unuttura bildi. Rhys’i de unuttura bilen biri Lucien, düşünün artık. Nesta ve Cassian sahneleri deyip susmak istiyorum. Muhteşem bir uyum yaratmış bence yazar. High Lord’ların toplantısı mükemmeldi. Bir kitaba bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Uslanmaz bir romantik olduğum için, Tamlin’e birazcık haksızlık edildiğini düşünüyorum. Yanlışları varsa bile o da gerçekten aşık oldu ve bu aşkı bu kitapta bile ispatladı. Büyük savaşa kadar heyecanla gelmemiz, savaşın climax anları her şey keyifli ve dozundaydı ama tek eleştirim yazarın her kesi sağ bırakması. Bu kadar büyük bir savaşa 3 kitapla hazırlanıp hiç kurban vermeden bitirmek savaşı gözümüzde küçülttü. En azından Amren ölmeliydi diye düşünüyorum. Bu seriye devam edeceğime eminim.
Kanatlar ve Küller SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20183,510 okunma
Star-crossed lovers
7/10
·188 syf.··
2023 4. kitabı
Murakami’den okuduğum 3cü kitap. Diğerleri gibi bu kitap da çok akıcıydı. Ama Murakami’den ilk bu kitabı okusaydım sanırım başka bir kitabına şans vermezdim. Her kitabının “Kafka’nın sahilinde” kadar etkileyici olmasını beklememeliyiz galiba. Öncelikle bu hikayede sevilmesi zor bir ana karakter var. En azından benim için öyleydi. Aldatmak ve aldatılmakla ilgili okumayı hiç bir zaman sevemeyeceğim, bundan bir kez daha emin oldum. Hajime yani ana karakterimiz her şeye sahip olan biri. İyi bir eş ve çocuklar, yolunda giden ve hem zevk alıp hem de para kazandıran bir iş. Yine de tatmin olmadığını hiss eden, hayatında sürekli bir boşluk olduğu düşünen bir adam Hajime. Bunu da eski çocukluk aşkıyla kapatmaya çalışıyor bir noktada. Daha dikkatle bakarsak bu boşluğun da ilk başta yaranma sebebi ya da en azından bu sebeplerden en önemlisi bu ilk aşkı olan kadın zaten. Onu gerçekten anlayan biriyle çocukken tanışıyor Hajime ve sonra yine karşısına böyle insanlar çıkacağına inanıyor ama büyüdükçe bunun aslında ne kadar zor hatta neredeyse imkansız olduğunu görüyor. Seni bu kadar iyi tanıyan bir kişiyi bile tanımanın büyük bir şans olduğunu anlıyor. Ama artık geç. Hajime’nin yaşadığı buydu. Gerçekçi bir hikaye bu yüzden de. Kendini anlamadığını düşünse de gayet farkında her şeyin aslında. Neyi neden yaptığını anlıyor, yaptıklarının sonuçları olacağını da biliyor. Sadece kendine engel olamadığı konular var. Aşk gibi. Hajime’yi anlamama rağmen, ki Murakami onu ve iç dünyasını bize o kadar güzel ve yalın bir dille anlatıyor ki, anlamamak söz konusu değil aslında. Fakat içinde aldatma olan hikayeler beni rahatsız ettiği için bu hikayeye de bir türlü ısınamadım. Eğer belirsiz, ucu açık biten kitapları sevmiyorsanız bu kitaptan uzak durmalısınız. Artık yazarın kalemini tanıdığım için bu
Sınırın Güneyinde Güneşin BatısındaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20245,5bin okunma
Reklam