Ama bugünkü Hristiyanlık açısından asıl ayrışma, Doğu Roma İmparatorluğu'nun en şaşaalı zamanında gerçekleşmiştir. Roma'daki patrik -ki kendisine papa denir- mevcut piskoposların içinde çoktan beri sıralamada ön plandaydı.
Doğudaki kiliseler ve piskoposlar da Justinianus'tan beri Roma'daki patriği "eşitler arasında birinci" olarak görmektedir. Doğulular, Roma'd'aki papanın bir nevi tanrısallık (uluhiyet) iddiasını kabul etmemişlerdir.
İnsanların kurduğu her kurum, velev ki ilahi işaret ve mesajla kurulmuş olsun insanlara has temel bir durumdan uzak kalamaz: Çatışma, çekişme, fikir ayrılığı ve giderek ayrışma...
1453 Mayıs'ında "Polis" düştü. Sultan II. Mehmed yeni Caesar, Rumlar tarafından Vasilikos diye anılmaya başladı. II. Mehmed Kayzer-i Rum unvanını da aldı.
Öyle de kaldı.
Aynı zamanda Müslümanların "halife"si olan Osmanlı hükümdarının bu unvanı, ruhani bir unvan değildir.
29 Mayıs 1453'te Osmanlıların eline geçen İstanbul'a şehrin "Fatih"i II. Mehmed, ilk gün öğleden sonra, imparatorlukların hepsinde kadim bir özellik olduğu üzere törenle girdi; doğrudan Ayasofya'ya gitti ve şükür namazı kıldı.
Hiç şüphesiz ki, Fatih Sultan Mehmed bizim anladığımız anlamda, oğlu II. Bayezid gibi sofu, torunu Yavuz Sultan Selim gibi katı bir hükümdar değildir.
Şüphesiz itikat sahibidir; ama herhalde davranışında ve üslubunda daha geniştir. Nitekim idaresi boyunca kozmopolit davranışlara çok meyletmiştir.