Nazlı Gül Berber

Anneler günü vesilesiyle yineleyelim;
“Kutsiyetinin anlaşılmadığı hiçbir sıfat savurgan hiçbir ruha nasip olmasın.”
1000Kitap

Nazlı Gül Berber

@Nazz16
·
Düşünüyorum...
Özel günler üzerine; Bazı kadınlar anne bazı erkekler baba hatta eş olmamalı. Rilke evi terk ediyor bir daha kızını görmüyor. Goethe karısının hastalığında kaçıyor. Çocuklarının doğum ve cenazelerinde de yok. Her biri dünya sahnesinde önemli şahsiyetler halbuki. Fakat babalık konusunda pek öyle söylenemez Meşrebine uygun olmayan rollere zorlananlar veya seçenler bedeli hep başkasına ödetiyor. Hayat her şeyin yolunda gittiği herkesin olması gerektiği gibi olduğu bir kurgu değil. Hayat karışık bir oyun. Bazısı bazısının imtihanı olabiliyor. Ama yine de toplumsal rolleri seçmeyenler suçlanmamalı. Bu toplumsal rollerin bizdeki gibi birer “statüye” dönüştüğü, insanların anne baba karı koca rollerini üstlendiği ama gereğini yapmadıkları durumlarda paralel hayatlarda kendilerini yaşadıkları bir aldatmacalar zinciri başlıyor. Aile kurumu da insanlar da yıpranıyor. Haliyle zevk-i Sefa içinde yaptığınız o özel ruhları bu kötülüklerle dolu dünyaya kurban ediyorsunuz. Bizi, adımızı hatırlayan son insanda öldüğünde hiç var olmamış olacağız dünya kocaman ve bizler toz zerresiyiz rüzgarda uçuşan. Velhasılı; Lütfen kendi yaşayamadığınız şu gezegene imkanınız (tahammül, sorumluluk, aidiyet duygusu) ve gücünüz yoksa başka bir ruh feda etmeyin. Kutsiyetinin anlaşılmadığı hiçbir sıfat savurgan hiçbir ruha nasip olmasın.
1000Kitap
Karanlık bir gecede yıldızlara ve aya hala hayran kalan insanlar… Benim sevdiğim türden insanlar.
Duygu ve Düşünce
Bir çocuk okula beş(5) ayrı silahla giriyorsa, orada sadece "bir çocuk" yoktur. Orada yılların ihmali, görmezden gelinen sinyaller ve hatalı kabuller vardır. Sonra herkes şaşırıyor: "Nasıl oldu?" asıl soru şu olmalı: “Bu noktaya gelene kadar neler oldu?” Evde iletişim var mıydı gerçekten, yoksa sadece ihtiyaçlar mı karşılandı? Çocuk öfkesini, kırgınlığını anlatabiliyor muydu? Yoksa “abartma”, “sus”, “erkek adam ağlamaz” gibi cümlelerle mi büyüdü? Bir de şu çok kritik:Silah. Bir çocuğun eline bu kadar kolay geçebilen bir şey nasıl oluyor da hâlâ "bireysel hata" diye konuşulabiliyor? Toplum olarak da kendimizi kandırıyoruz:"Özel okulda okuyordu, iyi bir hayatı vardı..." İyi hayat dediğimiz şey sadece para mı gerçekten? Değer yoksa, ilgi yoksa, sınır yoksa o "iyi hayat" sadece bir illüzyon. Şiddet bir anda ortaya çıkmaz, önce küçük işaretler verir. Görmezden gelinir, sonra bir gün patlar. Ve biz yine en kolayı yaparız:Suçu tek bir kişiye yıkar, konuyu kapatırız. Ama gerçek şu:Bu sadece bir çocuğun hikayesi değil. Bu, hepimizin içinde olduğu SİSTEMİN sonucu.
1000Kitap
Düşünüyorum...
Özel günler üzerine; Bazı kadınlar anne bazı erkekler baba hatta eş olmamalı. Rilke evi terk ediyor bir daha kızını görmüyor. Goethe karısının hastalığında kaçıyor. Çocuklarının doğum ve cenazelerinde de yok. Her biri dünya sahnesinde önemli şahsiyetler halbuki. Fakat babalık konusunda pek öyle söylenemez Meşrebine uygun olmayan rollere zorlananlar veya seçenler bedeli hep başkasına ödetiyor. Hayat her şeyin yolunda gittiği herkesin olması gerektiği gibi olduğu bir kurgu değil. Hayat karışık bir oyun. Bazısı bazısının imtihanı olabiliyor. Ama yine de toplumsal rolleri seçmeyenler suçlanmamalı. Bu toplumsal rollerin bizdeki gibi birer “statüye” dönüştüğü, insanların anne baba karı koca rollerini üstlendiği ama gereğini yapmadıkları durumlarda paralel hayatlarda kendilerini yaşadıkları bir aldatmacalar zinciri başlıyor. Aile kurumu da insanlar da yıpranıyor. Haliyle zevk-i Sefa içinde yaptığınız o özel ruhları bu kötülüklerle dolu dünyaya kurban ediyorsunuz. Bizi, adımızı hatırlayan son insanda öldüğünde hiç var olmamış olacağız dünya kocaman ve bizler toz zerresiyiz rüzgarda uçuşan. Velhasılı; Lütfen kendi yaşayamadığınız şu gezegene imkanınız (tahammül, sorumluluk, aidiyet duygusu) ve gücünüz yoksa başka bir ruh feda etmeyin. Kutsiyetinin anlaşılmadığı hiçbir sıfat savurgan hiçbir ruha nasip olmasın.
1000Kitap