Yaşam yaşarken kıymetini bilemediğimiz bir şey maalesef.Yaşadığımız anın tadını çıkarmak bunun farkında olmak için ne yapabiliriz peki? Bunun cevabını kitap 200 sayfada anlatmış. Yarın öleceğimizi bilsek bugüne sığdıracağımız onlarca planımız olurdu.
Kitaba da adını veren Veronica, aslında ölüm arzusu ve bununla birlikte gelen başarısız intiharından sonra yaşamın ne denli anlamlı olduğunu keşfediyor. Biz de bu süreçte onunla birlikte kendi hayatımızda bir süre sonra sıkıldığımız rutinlerimizin (evlilik,çocuklar, iş hayatı gibi) bile hayatımıza anlam katan onu yaşanabilir kılan şeyler olduğunu anlıyoruz.Bazen bunların depresyonun ana sebebi olduğuna da değiniyor.
Dikkatimi çeken diğer şey de hastanedeki düşünen sorgulayan karakterlerin olması. Deli hastanesinde mantık aranmaz ama her karakter akıllı ve mantıklı düşünüyor. Bana göre zaten asıl deli dediklerimiz bunlar, düşünmese belki oraya düşmeyecek aslında normali yaptığı için anormal olanlar.
Kitabı çok çok beğendim arada psikolojik romanlar güzel gidiyor :) okuyacaklara iyi okumalar
Yıllardır kulağımıza çalınan ya da çalınmayan bir sürü inanışın toplanarak oluşturulduğu olaylar silsilesi. Sürekli bir akış var, okurken her türlü duyguyu yaşıyorsunuz. Kah gülüp(sinirden), kah ağlıyorsunuz. Daha çok anlayabildiğimiz Dirmit karakteri ile yapıyoruz bunları. Kendisi türlü sorgulamalar içerisinde çocuk aklıyla türlü sorular soruyor, büyümeye başladığında da keza öyle ve çok doğal duygularını aşırı yaşaması çünkü bir türlü izin verilmiyor. Neye elini atsa diğer kardeşleri gibi yasaklar konuyor, şiddete uğruyor.
En çok şaşırdığım da bu kadar eski inanışı (40 çörek otunu okumak, yenidoğan bebeklerin ağzına tükürmek, mavi boncuk doldurmak, eşek dili yedirmek vs.) yazarın 20’li yaşlarda yazmış olması. Bazı inanışları ilk defa duydum.
Görünüşte çok absürt görünen bir aile olsa da kendi aile ve çevrenizden göreceğiniz nice şey var. Atiye karakterinin sürekli türlü ajitasyonlar yapıp öleceğim diye yataklara düşmesi ama ölmemesi, çevremizde ilgi için hastalık hastası olanları getirdi benim aklıma :) ya da yukarıda belirttiğim gibi dirmit neye elini atsa yasak konuyor dedik mesela radyoyla ilgileniyor. Annesinden türlü beddualar yiyor, radyo yasak ediliyor. Mahmut karakteriydi yanlış hatırlamıyorsam gitar çalmak istiyor, ailesi gitarı kırıyor falan. Günümüz gelişmemiş Türk aile yapısında bolca görebileceğimiz örneklerden. Kısacası güzel ama okuması zor kitaptı.
Tasavvufla ilgili bir metin okunup bunun etkisiyle
basit ve popüler kültüre yönelik bir kitap yazılacak olsa o kitap bu olurdu. Okurken mistik bir atmosfer hissetmek istiyordum onun yerine bir yapmacıklık olmamışlık vardı, sevemedim.
İslamiyetle alakalı kısımlar tamamen yazarın bilgisizliğinden kaynaklı,rahatsız oldum okurken. Oraları es geçersek kitabı sevdim ben. Birkaç gün etkisinden çıkamadım. Karakterleri o kadar gerçek yazmış ki her biri sanki okuduktan sonra kafamda hikayeleri yaşamaya devam ediyormuş gibi hissettim. Özlemişim bu duyguyu yaşamayı. Elif Şafak’ı tanıma kitabım oldu kendisi.
Polisiye türünde ele alırsak kurgu oldukça basit kalmış, sosyolojik incelemeler açısından zengin bir kitap. Yazar araya çok fazla kendi reklamını sokmasa daha da iyi olabilirmiş, genel olarak beğendim.