Eğer kendimize gelmezsek, dünyayı peşinde koşulacak bir sevda olmaktan çıkaramazsak bir gün bizim de kefenli cesedimizin başında duyulacak o nida; "ey ahmak, benim adım dünya! Kime kaldım ki sana kalacaktım?"
Sahabenin bu kadar korkup, titrediği mevzularda biz neden böylesine umursamazız? Onlar ahireti baktıkları her yerde görürken, biz neden hiç gelmeyecekmiş gibi davranmaktayız. Yoksa bizim mizanımız, amel defterimiz, cennetimiz burada mı? Yoksa biz hakikat diye dünya metaına mı tutunduk? Razı etmemiz gereken Allah değil de insanlar mı oldu?
86 karatlık nadide bir elmas olsan bile: karşılaştıklarının cürmü ne kadar ise, seni o kadar görürler neticede.
Sen ne yaparsan yap,
kimseye idrak edebildiğinden fazlasını gösteremez/anlatamazsın bu hayatta.
"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvån olan ådemsin sen" diye Şeyh Galib'in mısralarıyla süslemek isterdim sadrının her bir yanını.
Beyitte "Ey insan evladı! Kendine hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların göz bebeği olan insansın! " diyor Şeyh Galib.