annem
gecenin en karanlık yerinde otururdu
yüzünde yüzyıllardır susmuş kadınların gölgesi
ellerinde taş değirmenlerin sabrı vardı
dünya yıkılsa ses çıkarmazdı da
çocuklarından biri öksürse
içindeki bütün dualar ayağa kalkardı
biz zorlukları
bir kader ayeti gibi ezberledik onun dizlerinin dibinde
damdan düşen yağmurun sesini
boş tencerenin yankısını
çatlamış duvarlardan içeri giren kışı
annemin sessizliğinde dinledik yıllarca
bizim burada anneler
biraz topraktır
biraz mezar taşı
biraz ağıt
biraz kurumuş nar ağacı
ömürleri tandır dumanına karışmış eski bir ilahi gibidir
annemin saçlarına erken çöktü kar
çünkü bazı kadınlar yaşlanmaz
azar azar ölür
gün doğmadan kalkardı
henüz horozlar bile uyurken
o, buz tutmuş avluda su taşırdı
parmakları çatladığında
kan değil
sanki yıllardır sakladığı bir yoksunluk
akardı içinden irin irin
sonra geçerdi tandırın başına