Bir öğretmenin ardından yazmak nasıl da zormuş bir öğretmen olarak.
Hele ki bir öğrencisinin elinden toprağa düşmüş bir öğretmenin ardından yazmak, insanın kelimelerine bile utanç elbisesi giydiriyor.
Fatma Nur Çelik artık aramızda değil.
Ama asıl soru şu: Biz hâlâ insan mıyız?
Bir öğretmen ne demektir?
Bir sınıfın kapısını her sabah umutla açan, kırık kalpleri defter aralarında onaran, bir çocuğun gözündeki karanlığı ışığa çevirmeye çalışan insandır öğretmen.
O, yalnızca müfredat anlatmaz; sabrı öğretir, merhameti öğretir, “insan olmayı” öğretir.
Bugün bir öğretmeni toprağa verdik.
Ama aslında bir vicdanı, bir güveni, bir emaneti gömdük.
Bu olay yalnızca bir cinayet değildir.
Bu, eğitim sisteminin, ailelerin, toplumun, şiddeti normalleştiren dilin, öfkeyi büyüten ekranların yüzüne çarpılmış ağır bir tokattır.
Bir öğretmenin canı, bir sınıfın duvarları arasında söndüyse; hepimiz o duvarın tuğlalarından biriyiz.
Çocuklarımıza başarıyı öğretiyoruz ama sabrı öğretiyor muyuz?
Hak aramayı öğretiyoruz ama saygıyı ihmal mi ediyoruz?
Sesini yükseltmeyi öğretiyoruz ama kalbini alçaltmayı unutturuyor muyuz?
Bir öğretmenin güven içinde ders anlatamadığı bir yerde, hiçbir çocuk gerçekten güvende değildir.
Bugün Fatma Nur Çelik’in adı bir haber başlığı değil; bir uyarıdır.
Şiddeti sıradanlaştıran her sözden vazgeçmezsek,
öfkeyi disiplin sanmaktan vazgeçmezsek,
merhameti zayıflık saymaktan vazgeçmezsek
yarın başka bir öğretmenin, başka bir annenin, başka bir evladın adıyla yanacağız.
Topluma çağrım şudur:
Öğretmeni korumak, geleceği korumaktır.
Okulları,sınıfları güvenli kılmak, ülkenin yarınlarını güvenli kılmaktır.
Çocuklara yalnızca bilgi değil, vicdan da öğretmek zorundayız.