Seçimlerden sonra kurulan bakanlar kurulu, o dönemde yetmişlerinde olan deneyimli Bülent Ecevit'in liderliğinde kurulan bir DSP, MHP ve ANAP koalisyonuydu. Aşırı sağla demokratik solun güçlerini bir koasliyonda birleştirmeleri şaşırtıcı gelebilir ama aslında ideolojik birçok ortak nokta vardı. Her iki parti de had safhada milliyetçiydi ve güçlü bir devlete inanıyordu.
Erdoğan, 2008'den bu yana İsrail'le olan çatışmadaki açık sözlülüğü ve Filistin'den yana oluşuyla geniş kesimlerce sevilip ünlenmeye başladı. Gerçekten de Türk etkisi daha da ileriye gitti.
2000'lerde sadece halkın ilgisi Osmanlı geçmişine (esas olarak rağbet gören film ve TV programları sayesinde) aşırı derecede artmakla kalmıyor, devletin kendisi de yüce ya da yüceltilmiş Osmanlı geçmişiyle özdeşleşiyordu.
Sonuç olarak; İsmail Bahadır Han ile On İki İmam Şiiliği artık İran'ın resmi mezhebi olmuştu. Bu seçimde Safevi şeyhlerinin Sünni dünya arasında farkındalık yaratarak ayakta kalmaya çaba sarfettikleri ileri sürülebilir. Böylece sünni olan batıdaki Osmanlı ve doğudaki Özbek komşularından dini yönden ayrılışı, İran'ın milliyetini muhafaza etmesine yaramıştır. Vecd karakteri taşıyan bu yeni inanış, merkezi kuvvetin güçlendirilmesine ve milli bir İran'ın oluşmasına da yardım etmiştir. Bu açıdan bakıldığında İran, bugün bulunduğu mezhep birliğini Şah İsmail ve Safevilere borçludur. Fakat Türk milletinin menfaatleri açısından bir değerlendirme yapacak olursak; Türkistan Türkleri ile Türkiye Türkleri arasında engel teşkil eden bir Şii İran'ın oluşması, Türk Dünyasının birleşmesini önlemiştir.