Şeyh Safiyüddin ve oğlu Sadreddin dönemlerinde Anadolu'dan Erdebil'e gidip gelenlerin sayısının üç ay içinde 3.000 civarında olduğunu bildirir. Şeyhin bu üne kavuşmasında 2.000 civarındaki halifesinin faaliyetleri önemlidir.
İran’a karşı büyük başarılar elde edilmekle beraber, Kanuni Sultan Süleyman zamanında İran harpleri yine de Osmanlı Devleti için büyük bir problem olmaktan çıkmamıştı. Savaşın çok çetin bir sahada cereyan etmesi hasebiyle, bu harpler Osmanlı Devleti için pek yıkıcı idi; bilhassa orduya mühimmat ve zahire sevkiyatı büyük bir problem teşkil etmekte idi. İran’a karşı kat’i bir zafer kazanabilmek içindir ki, vaktiyle Özbek Hanı Abdullah ile İran’a karşı müşterek bir hareket tasarlanmış, ve Özbek Hanının İran’a doğudan hücumu için yardımda bulunulmuştu.
Çingiz’in teşkilatçı dehası sayesinde, küçücük bir Moğol kavmi, kendisinden kat kat fazla olan diğer kavimleri ve çok geniş ülkeleri yalnız hakimiyeti altına almakla kalmamış, bu kavimleri bir tek imparatorluk halinde birleştirerek, dünyada ‘’yeni bir nizam’’ kurmuştu. Bu imparatorluğun hakim unsuru Moğollar olmakla beraber, ahalisinin, askerinin büyük bir çoğunluğunu Türkler teşkil ettiği gibi, devlet teşkilatının easasları, birçok müesseseler eski Türk geleneklerinin devamından başka bir şey olmadığı cihetle Çingiz Han’ın kurduğu devlete ‘’Moğol-Türk Kağanlığı’’ adını vermek yerinde olur.
Türk-Moğol aşiretlerinin tarihi, hayvanları için otlak aramak gayesiyle yaptıkları gezintiler ve meçhul muharebelerden ibaret olsaydı, hiç olmazsa bizi burada ilgilendirdiği kadarıyla pek basit bir şey olurdu. İnsanlık tarihinin en önemli olayı bu göçebelerin Güney’deki yerleşik imparatorluklar üzerinde yaptıkları baskı olup, bu baskı birçok defalar fetihe kadar varmıştır. Göçebelerin inişi bozkır şartlarının mecbur ettiği adeta fiziki bir kanundur.