"Ne arıyorum öyleyse?" dedi içimden bir ses. "O orada, onsuz hayat mümkün değil." Tanrı'yı bilmek, yaşamak bir bütün, üstelik aynı şey. Tanrı, hayatın ta kendisidir.
Yeryüzünün varoluşu birinin, bir şeyin iradesiyle sürmeye devam eder. Yeryüzünün varlığı, aynı zamanda hayatlarımız bu birinin ilgisine emanet edilmiştir. Eğer bu iradeyi anlamak için en ufak bir ümidimiz varsa, bunun için çabalamalı, bizden isteneni yerine getirmeliyiz. Ve eğer benden isteneni yerine getirmezsem, benden isteneni, bizden ve tüm dünyadan isteneni asla anlayamam.
İnsanlar kötülüğe çekiliyor, ışıktan kaçınıyorlardı çünkü niyetleri kötüydü. Kötülük yapan kişi, ışıktan nefret edecek ve kötü niyetleri açığa çıkacağından, ışığa doğru çekilmeyecekti. Hayatı anlayabilmek için öncelikle hayatın kötü ve anlamsız olmadığını kabul etmek, sonra da onu anlayacak mantıksal yetkinliğe sahip olmak gerekiyordu.
İnanç insan hayatının anlamının bilgisiydi, birey onun vasıtasıyla kendini yok etmek yerine yaşamaya devam ediyordu. İnanç, hayatın bir gücüydü. Eğer bir kişi yaşıyorsa, yaşamak için inandığı bir şeyler vardır, zira bu olmadan yaşayamaz. İnanç olmadan yaşamak mümkün değildir.