…
Sanki çok tüylü , yumuşak bir yığın kol ve kanatlı, insanı adeta bitmez tükenmez gıdıklamalar,kısık gülüşler ve haz baygınlıkları içinde sömürüp tüketen bir hayvanin eline düşmüşüm gibi bu mânasiz âleme gömüldüm. Hiçbir şeyin birbirini tutmadığı ve her şeyin en şaşırtıcı şekilde birbirine bağlı olduğu bir dünyada, bilmediğimiz bir yerde kopan bir fırtınanın getirdiği enkazdan yapılmış bir panayırda imişim gibi yaşamaya başladım. Bu fırtına nerede kopmuştu? Hangi tuhaf ve zıtlarla dolu âlemleri yağma etmiş, yahut nasıl karmakarışık bir armadayı didik didik böyle savuşturmuş ki bize kadar getirip önümüze
yığdığı seylerin hiçbirini asıl kendi çehrelerimizde tanımamıza imkân yoktu. Her sey bir hokkabaz şapkasından çıkar gibi birbirinin pesinden, birbirine takılı geliyordu. Bu yaşanırken çok rahat, sonradan üzerinde düşünülünce bir kâbus gibi sıkıcı bir şeydi.