Renklerden arınan kişi, renksizliğe ve hiçliğe vâsıl olur. Yani benliğini aradan çıkararak, cemâli sıfatların tecelli ettiği bir kalp sahibi olur. Renksizlik, en kıymetli renktir. «Sıbğatullah»a / Allâhın boyasına boyanmaktır.
Toprak mütevazıdır... Toprak saydı- ğımız bütün o nimetlere vesile olmasına rağmen ayaklar altında çiğnenir. Sessiz sedasızdır. Başa kakacak bir lisânı yoktur. Üstelik kara ve kirli görülür.
Toprak yaratılış gayesinden râzıdır... Bütün mahlükat cürufâtını toprağa atar. Toprak onları sessizce temizler ve yine ter- temiz ikramlarda bulunur.
Toprak zariftir ve olgundur. Adetâ kö- tülüğe karşı iyilikle mukabelede bulunur. Gübre atana gül verir. Tükürene, pınarlar- la mukabelede bulunur. Kendisini ayak- ları altında ezenleri, başının üstünde ta- şır. Ölen mahlûkātın naaşlarını mukaddes bir emânet gibi bağrına basıp haşre kadar sır bir şekilde eritmek de toprağın vazifesidir. Bütün vazifelerini yüksünmeden yapar. Bütün mahlûkātın cürûfunu da kendi bün- yesinde yok eder, o gübreleri enerjiye döndürerek çeşit çeşit ni- ce leziz gıdalar ikram eder. Yani o, her şeyiyle kendi hâlinden ve vazifesinden râzıdır.
Toprak o kadar temizdir ki; suyun bulunmadığı yerde adına teyemmüm dediğimiz abdest, toprakla alınır.
Toprak hizmet ehlidir... Toprak, mahviyetkâr bir şekilde hizmet eder. Hem de Cenâb-ı Hak onu, mükemmel bir hizmete vesile kılmıştır. Bütün mahlūkāta ayrı ayrı sofralar açar.
Toprak, bir ilâhî esrardır ki, gözüken ve gözükmeyen her şeyin sırri tarafında o vardır. Bütün muhteşem manzaralar, renk renk çiçekler, envå-i çeşit meyveler, sayısız mahlûkat ve bütün mahlükāta açılan sofralar ve bu vücutlar hep toprak terkibinden lutfedilen nimetlerdir. Ådetâ toprak, sahip olduğu bütün hârika tecellilerinin tahtında müstetir olan yi yani o azamet-i ilâhiy- yeyi sergileyen ne güzel sessiz ve sırrî bir lisandır. Şi'r-i ilâhîdir.