Köprüde trafik her iki yönde de vızır vızır işliyordu. Kendimi bu insanların nereye gittiğini düşünürken buldum. Nereye gidiyorlardı, ne yapıyorlardı, gece ışıkları söndürünce nasıl rüyalar görüyorlardı, TV ve hafta sonu içkileri bitince neyin düşünü kuruyorlardı? Sorular. Kainat sorularla doluydu. Her birimiz dıştan ya da kendi içimizden gelecek çözümleri bekleyen birer muamma! Görünmez perilerden , kendi yarattığımız tanrılardan haber umuyorduk. Bekleme süresi boyunca da tekne boyuyor, içiyor veya borsa spekülasyonlarına girişiyor, çocuk yapıyor, faturaları ödüyor ya da ödemeyip bırakıyorduk.
LAHUTÎ’NİN “KREMLİN”İNE MUKADDEME
Saadi
Son sözünü söyledi.
Dinlemek istemiyoruz artık onun
Şirvan şallarının ahu nakışlarıyla
Kıvrılan ahengini!
Bir şair lazım ki bize
Çizsin gözümüze sınıfımızın kan
Ve alın teri kokan rengini!
Ey “Kremlin”i yazan adam
Ey komünist “Hayyam”
İşte sen Farisinin
ilk
bolşevik
şairisin!
Behey, Lahuti yoldaş!
Tek kalma,
çoklaş!...
Dedim: Artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.