“Bazen düşünüyorum da dünyaya gelmek bir afetken, sonra bu memlekette, üstelik kadın olarak doğmanın dayanılmaz azabına nasıl tahammül ettiğime hayret ediyorum.”
Avrupa’da kadınlar seçim hakkı, memuriyet hakkı istiyorlar… Biz ise onları burada refah ve saadet hakkından değil, hayat hakkından mahrum bırakıyoruz. Zira karanlık evlerinde yosunlanan kadınlar için hiçkimse yaşıyor diye iddia edemez. Evler böyle… Sokağa gelince, bugün namuslu bir kadın sokağa çıkma mecburiyetini azap olarak bilir. Çünkü azıcık temiz ve şık oldu mu bütün erkekler tacizkar tavırlar ve bakışlarla kendisini durmadan rahatsız ederler. Bu tacizi dil ve hatta elle yapmaya kadar küstahlığa götürenler de olur.
… bir kadın serbestliğinden anladığım mana şudur ki bir kadın, kocasının toplum hayatına dahil olabilmeli, ona hayatında refakat edebilmeli, onu mesela yalnız tiyatrolara gönderip kendi yalnız seyir yerlerinde eğlenmemeli. Bizim milletin büyük bir gelecek sahibi olması için yegane eksiğimiz toplumsal hayatımızın olmaması, kadınsızlıktan, kadınları erkeklerden uzak bulundurduğumuzdandır.
Şu insanlar ne tuhaflar; başkalarının saadetlerini görerek kendilerini bundan mahrum buldukları için mi acaba, bu kınama ve ayıplamaları, haset ve hırçınlıklarından mıdır?