Spoiler içerebilir
Büyülü gerçekçilik akımının usta ismi Gabriel
Garcia Marquez’den okuduğum dördüncü kitaptı Aşk ve Öbür Cinler. Çok keyif alarak okuduğumu söyleyebilirim. 1982 Nobel Edebiyat Ödülü kazanan kitabımızda, yazarın her eserinde olduğu gibi bir toplum eleştirisi görmekteyiz ama bu eleştiri metne o kadar güzel yedirilmiş ki isyankar bir tavırda değil, üzerinde düşünülerek farkına varılabilir.
Ana karakterimiz Sierva Maria bir marki baba ve alt tabaka bir annenin istenmeyen çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Hatta o kadar istenmemiştir ki onu emziren annesi değil, evlerinde çalışan siyahi köle bir kadın olmuştur.Anne babasından görmediği ilgiyi evlerindeki bu zenci kadınlardan gören Maria, birçok Afrika dilini de onlardan öğrenir, o kültürle yetişir. Bir gün Maria’yı alnında beyaz lekesi olan kül rengi bir köpek ısırır. (Hikayemizin geçtiği o dönemde kuduz çok yaygın bir hastalıktır ve köpeğin kuduz olduğu anlaşılınca bir ağaca asılarak “ eğer bu köpek tarafından ısırıldıysanız kuduz olabilirsiniz “ şeklinde bilgilendirme yapılmaktadır) Bu köpek ısırması olayına çok önem vermezler ancak Marki bu durumu öğrenince hemen bir doktor çağırır. Doktor her ne kadar kuduz belirtileri göremese de tedbirli olunması gerektiğini, aradan yıllar geçse bile bu ısırıktan kaynaklı kuduza yakalanılabileceğini söyler. Bu durumdan haberi olan piskopos,o dönemin bağnaz Hristiyan, sorgulamayan, akıl ve mantıktan son derece uzak toplumunda bu olayı kızın içine cin girmiş olarak Marki’ ye anlatır.Maria’yı tedavi eden doktoru da dinsizlikle suçlar ona inanılmaması gerektiğini söyler. Doktorun yapmış olduğu her bilimsel açıklamayı vesveselerle çürütmeye çalışır ve başarılı da olur. Marki, Maria’yı piskoposun dediği gibi Santa Clara Manastırı’na kapatır. Asıl olaylar burada başlar aslında
“Dünyanın dönmesine karışamayız,” dedi Delaura
“Ama bize acı vermemesi için bunu bilmezlikten gelebilirdik,” dedi piskopos. “ Galileo’ya asıl gereken, inanç değil yürekti.”
Aşkın her şeyin üstesinden gelebileceğinin doğru olup olmadığını sordu ona.
“ Doğrudur,” diye yanıt verdi babası, “ama sen yine de inanmasan iyi olur.”