Bir karar vermek için son bir şansım daha vardı. Kim olacağima karar vermek için son bir firsatım. O çıkmaz sokağa girebilir, Hasan'ı kurtarmak için o oğlanlarin karşısına dikilir (tıpkı Hasan'in benim için defalarca yaptığı gibi) ve başıma geleceklere katlanırdım. Ya da kaçardım..
Sonunda, kaçtım.
Kaçtım , çünkü korkağın tekiydim. Assef'ten, bana yapabileceklerinden korkuyordum. Canımın acımasından korkuyordum. Sırtımı o sokağa, Hasan'a dönerken, kendi kendime böyle söyledim. Buna kendimi inandırdım. Ödlekliğe canı gönülden sığınıyordum çünkü öteki seçeneği, kaçmamın
gerçek nedenini itiraf etmem demek, Assef'e hak vermem demekti: Bu dünyada hiçbir șey bedava değildi. Belki de Hasan, Baba'yı kazanmak için ödemem gereken bedeldi; kurban etmem gereken koyun. Peki , hakça bir bedel miydi? Yanıt, onu susturmama kalmadan, zihnime süzülüverdi: Altı üstü bir Hazara'ydı, öyle değil mi?