YouTube kitap kanalımda Beyza Alkoç'u ve Karantina kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: ytbe.one/2Ia6xxuNANg
Nasıl ki "boş yapma, yıkık, duyar kasma, kral, düştüm, yorma reis" gibi kelimeler Z kuşağı turnusolü ise Beyza Alkoç'un Karantina serisi de bir o kadar Z kuşağı turnusolüdür arkadaşlar.
Bu incelemeye özel olarak farklı bir şey yaptık, Google'dan 1000kitap'a yolu düşüp bu kitap yorumunu okuma ihtimali bulunan okurlar için bir yere kadar her yorum yazan arkadaşa, gençlerin rahatlıkla okuyabileceği ve nitelikli bulduğum 2 adet kitap önerdim. Belki genç arkadaşlar bir ihtimal yorumları okur da Karantina kitabından çok daha iyi ve küfürlerle değil kurguyla, olay örgüsüyle, toplumsal bir mesajla öne çıkıp edebiyatın gerekliliklerini sağlayan kitaplarla karşılaşırlar diye siz de 14-18 yaşları için uygun kitapları yorum olarak yazabilirsiniz.
Şimdi girelim bakalım... Karantinaya.
Kitabın adının devamı Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi olduğu için öncelikle bunun ne demek olduğundan bahsedeyim. Hristiyanlık inancında kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlıdır bu arkadaşlar. Bunu duyunca aklıma şöyle bir şey geldi... Sanırım bu kitap da Türk Edebiyatı'nın kıyamet alameti olarak ortaya çıkmış gibi görünüyor. Hatta koronavirüsten yaklaşık 2 yıl önce bir salgından ötürü karantinaya gireceğimiz konusunda kehanette bulunduğu için Beyza Alkoç, Ortaçağ'da yaşamış Nostradamus adlı kahinin reenkarne hali bile olabilir.
Lana Del Rey'in kendi şarkısında su-su-summertime summertime sadness demesi gibi bu kitabı okuduğum sırada benim de içimden "ka-ka-karantina karantina sadness" diyesim geldi sürekli. Hatta Çağdaş Türk Edebiyatı adıyla sürekli çok satanlarda bulunan ve içleri erkeğin kadın üstündeki tahakkümü, cinsiyetçi küfürler ve şiddet gibi alt
Kitapta öyle güzel cümleler var ki aklıma kazımak için tekrar tekrar okudum. Simyacı, kitabın her sayfasını gözlerimin önüne getirmemi sağlayan betimlemelerle dolu bir kitap ama betimlemelerin bu kadar fazla olması bence akıcılığı yavaşlatmış. Kitabın sonunu beğenemedim bir şeyler eksik gibiydi sanki yapbozu yapmışım yapmışım sonuna gelmişim de tek parçasını kaybetmişim gibi. Yazar, kitabın sonunu sanki biz okurların hayal gücüne bırakmış. Gelelim kitabın mesajlarından bazılarına: - kendi hayatımızla ilgili hayaller kurup sonra da olmayacakmış gibi düşünüp bu hayalleri unutup gitmek- hiç yabancı gelmedi demi size en azından bana öyle oldu. Halbuki kitap biz bazı şeyleri hayal edebiliyorsak bunların gerçekleşmesi için uğraşmamız gerektiğini ve (alıntı) eğer çok istersek evrenin bu hayalimizi gerçekleştirmek için işbirliği yapacağından bahsediyor. Ufacık bir zorlukla karşılaşınca hemen pes ediyoruz çünkü harekete geçmeye üşeniyoruz. Halbuki bu zorluklar bizi daha da güçlü biri yapacak bunu o an düşünemiyoruz aslında bu durumu hasta olduktan sonra vücudumuzun o virüse karşı yaptığı antikora benzetsem yanlış olmaz sanırım. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim simyayı ben kitabın en başında hayalperestlik olarak görüyordum şimdi kitabı okuyup bitirmiş biri olarak simyayı bir nebze hayallerin simgesi olarak görüyorum .
=) Düşünün birey olarak ne kadar kendi hayatımızı yaşıyoruz, bizi biz yapan hayallerimiz nerede hangi diyardalar? Hayal etmek evet çok güzel ama sadece hayal ederek ulaşamayız onlara bi icraat lazım öyle değil mi? Ve daha nice sorular geldi aklıma kişisel menkıbeyle ilgili.
-Aslında Simyacı kişilsel gelişim kitaplarının vücut bulmuş hali gibi. O önemli mesajları hikayeleştirilmiş bir şekilde sunduğu için daha akılda kalıcı bence.
Velhasıl kitabı almayı
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,5bin okunma
Kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, Evren'in Ruhu'nda bu istek oluşur. Bu senin yeryüzündeki özel görevindir.