Bir acı yerleşti içime.
Adı yok, sesi yok. Ama her sabah benden önce uyanıyor. Ne çekip atabiliyorum, ne taşıdığımı inkar edebiliyorum. Göğsümde ağır bir suskunluk. Kalbimden sızan uzun bir gece gibi.
Etrafım kalabalık, insanlar geçiyor içimden. Elimi uzatsam kendime değiyorum. Demek ki bazen en kalabalık yer insanın solundaymış.
Sandıklarım vardı önceden. Aynı yerden kırılmış, aynı yerden susmuş, sanmışım. Oysa bakışlarım bir vehme takılmış, bir tahayyülün içinde oyalanmışım. Dalmışım, inanmışım..
Şimdi biraz dağınığım, biraz eksik. Biraz fazla. Hangi tarafa düşsem yarım kalıyorum. Azlığa sığmıyorum. Çokluğa taşamıyorum.
Bu Yalnızlık sessiz değil, konuşuyor.
Kalabalıkların içinden adımı fısıldıyor.
Bir gurbet gibi içimde dolaşıyor.
Git desem de yerinden kımıldamıyor.
Bildiklerim azaldı artık. İnsan kimde aldanır, ne zaman yorulur biliyorum. Ama iyileşmek bir kapı mı, yolda sadece uzun bir bekleyiş mi onu bilmiyorum.
Gidiyorum, belki bir yerden değil. Belki sadece bir halden, gidiyorum.
Yanıldım. Dalgın olsam bilirim, dağılmışım..
Ama şöyle denir:
"Kılıç çeken kılıçla ölür."
Ama şöyle denir:
"Kaderden kaçılmaz.."
'Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.'
Yıllarca biriktirdim rengarenk çokomel kağıtlarını kitap aralarında
Aşık olduğumda Çikolata kokardı kırmızı yazgım.
Hayatıma hayat diyemem artık!
Kara yazgımı şimdi kim bilir hangi kitabın arasında saklıyorsun tanrım..
Ah dedim sonra, Ah!
(...)
Bir tahta masada adımız kalmış,
Görünce gözyaşım aktı sevgilim.
Katlanırım bil ki en derin yasa,
Kolunda yabancı biri olmasa,
Ayağı kırılmış o tahta masa,
Senden çok vefalı çıktı sevgilim.