Belli bir toplumun üyesi olarak insan, kendi kültürel mirasını öğrenir, onu savunur, yaşatır ve kendisinden sonraki kuşaklara aktarır. Bu süreç, kültürel varlığımızın bir ön şartı ve kaçınılmaz işlevidir. Bu göreve çoğunlukla inanırız. Yabancılaşmayı, bir yana itilmeyi göze almadan, inanç ve değerlerimizin kültürel kaynaklarını reddedemeyiz. İşte bu inançlardan ötürü sosyal-beşeri bilimler çok yavaş gelişmiş
Ben görmemiştim bir kez dahi, Mahkûmların gökyüzü dedikleri O küçük, mavi örtüleri Ve mutlu, mesut geçip giden Kayıtsız bulut sürülerini, Böyle efkârlı gözlerle izleyen, kederli kimseleri