"Ebeler bebekleri doğurttuktan sonra onları kundağa sarar ve annelerinin kollarına bırakırlarmış. Annem, canı çok yandığı için kendi bedenine sarılmış ben doğduğumda. Beni ne yapacağını bilemeyen ebe, halamın kucağına bırakmış. Elindeki ipek mendiliyle dikilip duran, bu tayyörlü, beyaz gömlekli, dantel eldivenli güzeller güzeli kadın, kucağına bir bebek bırakmak için bulunmaz bir vestiyer gibi gelmiş zannımca ebeme. Ben de işte o vestiyerin üzerine bırakılmış ve asla giyilmemiş bir şapka gibi kalakalmışım senelerce. "
"Şimdi düşünüyorum, herkesin hayali dağ başında bir kulübe, bir sıcak yatak. Yaşamak sadece şehir insanının hakkıymış gibi bir kanı var hepimizde. Köylü yaşadığı dünyanın kıymetini bilmez, ona ağaç sebze meyve veriyorsa ağaçtır, toprak sebze veriyorsa toprak. Şehirdekinin hayali bir ağaç altıdır işte, varsın ağaç kuru ağaç olsun, onlar onu da seviyor. Bizim gibiler var bir de, ne köyden kopabilenler, ne kasabaya alışanlar. Köyde köyden bunalan, kasabada kasabaya sığamayan..."