Scarlet, pişmiş kelle gibi sırıttı. “En azından kendine güvensizlikten ölüp bitmiyorsun.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Hiçbir şey.” Scarlet yoluna çıkan bir taşı tekmeledi. “Peki ya seninle... Bi aslan arasında ki arasındaki dövüşten?”
“Bir kedi mi? Lütfen bana hakaret etme?”
“Kafaya nişan almanı tavsiye ederim. Genellikle ölümcül bir vuruş olur. Ama ellerin titrer gibi olursa gövdeye nişan al, daha büyük bir hedef olduğu için ıskalaması daha zordur.”
“Buradan bakınca, kafan da yeteri kadar büyük görünüyor.”
Wolf güldü ve bununla birlikte, neredeyse bambaşka bir adam oldu.
Hay bin prensesler adına..
Nasıl bir başlangıçtı o öyle.
İşin aslı kitabı elime ilk alıp arkasını okuduğumda “haa prenses hikayelerinin modernleşmiş hali mi? İyi de sonunu bildiğim bir şeyi okumanın nesi heyecan verici ki” diye düşündüm. Çünkü arka kapak özetinin ben de bıraktığı ilk izlenim buydu. Fakat kitabı deyim yerindeyse kapağına göre yargılamamak gerekirmiş bu kitap bana bunu çok güzel bir şekilde gösterdi.
Bildiğiniz tüm peri masallarını unutun. Uçuşan kuşları, ötüşen böcekleri, bir öpücükle uyanan tüm o saf prensesleri.
Çünkü bu masal dünyasında işler hiçte öyle yürümüyor.
Saat 12’de balkabağına dönüşen arabalar yok, ayağından düşürdüğü ayakkabı sayesinde prensesini bulan beyinsiz prensler yok, sihirli değneğiyle ortalıklarda dolaşıp hayatınızı güzelleştiren peri anneler hiç yok.
Burada ayakları yere sağlam basan prensesler, ülkesi için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır prensler ve sahip olduğu şeyleri koruyabilmek adına her şeyini feda eden kahramanlar var.
Veee tabii ki muhteşem bir betimlemeyle kurgulanmış, modern bir ülke..
Peri masalları hiç bu kadar heyecanlı olmamıştıı..
Kai gözlerini ondan ayırdı, yağmur damlalarıyla parıldayan bahçeyi seyrederken, bir tür teslimiyet içine girmiş gibi göründü. “Sana bakmak, ona bakmaktan bile daha fazla acı verici.”