Çünkü Cress’in kahramanlar hakkında bildiği bir şey varsa, o da zor durumdaki bir kadına hiç dayanamadıklarıydı.
Ve Cress, kendisinden daha zor durumda bir kadın düşünemiyordu.
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde.. Bir gariban kurt varmış. Aklı başkalarının elinde olan bu kurt ne yazık ki bir kukla gibi oradan oraya sürünmüş de sürünmüş..
Tabi masal bu prenses olmadan olur mu? Ama bu prenses öyle sizin bildiğiniz prenseslere hiiç benzemez. Eli maşalı, dediğim dedik çaldığın düdük bir hatun. Eh prenses dediğin de böyle olmalı bence. Her neyse ne diyorduk heh eli maşalı bu prensesimiz bir çiftlikte çalışır belki de dünyanın een güzel domateslerini üretirmiş. Günlerden birgün çiftliğin sahibi babanesi kaçırılan hafif çatlak prensesimizin yolu oradan oraya savrulan Kurtla kesişmiş. Peki bu kurt kimmiş? Babanesini o mu yemiş?
Yaa çok güzel bir kitaptı. Hatta serinin başlangıç kitabı olan Cinderdan daha çok sevdim.
Bir kere kadın kahramanımız çok iyidi. Tuttuğunu koparan, dik başlı ve ne istediğini bilen bir karakter. Wolf ise.. Ah Wolf üzümlü kekim.. Aslında çok masum bir karakter. Bir çok şeyden bi haber, domates görünce altın bulmuş gibi sevinen bir tip. Tabi bu kimseyi aldatmasın bir o kadar da güçlü. Ama bence masum ve tatlı tarafı çok daha ağır basıyordu ve seriyi eğlenceli kılan da bu faktörlerden biriydi. Scarlet ve Wolf uyumu çok güzeldi. İkilinin maceralarını diğer bir kitapta da bolca görürüz umarım...