Kısa bir hikaye ama anlattığı meseleler oldukça derin, okurken ister istemez dikkat kesiliyorsun. Çehov yine her zamanki gibi basit görünen bir hikayenin içine bayağı güçlü fikirler yerleştirmiş.
En etkileyici kısmı da karakterin iç dünyasına odaklanması. Yaşananlar sadece dış dünyada değil, asıl mesele karakterin kafasının içinde dönüp duranlar. Bu yüzden okurken sadece olayları değil, karakterin ruhunun iniş çıkışlarını da takip ediyorsun.
Özellikle insan psikolojisiyle ilgileniyorsan kesinlikle okunması gereken bir eser. Çehov burada bir yandan hikaye anlatıyor, bir yandan da insana kendi aklıyla yüzleşme hissi veriyor. Az sayfa, bol düşünce diyebilirim.
Kitabın dili sade ama olay örgüsü baya karmaşık, o yüzden okurken sürekli tetikte kalıyorsun.
Kitabın en güzel tarafı, karakterlerin tek tek ince ince işlenmiş olması. Olaylar sadece olay olsun diye gelişmiyor, herkesin bir derdi, bir geçmişi var. O yüzden sadece gizem değil, karakterlerin ruh hallerine de kapılıyorsun.
Eğer polisiye, gizem, biraz gotik atmosfer hoşunuza gidiyorsa kesinlikle okunmalı. Hem dönemin havasını hissettiriyor, hem de olaylar ilerledikçe merakı sürekli diri tutuyor. Klasik ama asla sıkıcı değil.
Etkileyici bir kitap. Balzac burada Paris’in o karmaşık hayatını baya güzel anlatmış. Bir yanda zenginler, gösterişli balolar, bir yanda fakirlik, yoksulluk… İki uç dünyanın ortasında kalan karakterler var.
Goriot Baba dediğimiz adam da tam böyle “ya bu kadar iyi niyetli olunur mu?” dedirten bir tip. Bazen okuyup üzülüyorsun, bazen sinir oluyorsun, “bari biraz kendini düşün be adam” diyorsun. Ama işte, hikaye o yüzden etkiliyor zaten.
Özellikle insan ilişkileri, çıkar çatışmaları, aile meseleleri falan ilginizi çekiyorsa kesin okunur. Bitirince de biraz düşündürüyor: “Gerçekten insanlar bazen en sevdiklerine bile acımaz mı?” diye.