"İnsanın karşısına hayatın sunduğu o nadir fırsat, o eşsiz kısmet yalnızca bir kez çıkar. İşte o an geldiğinde, cesaretle sarılmasını bilmelisin. Ne yaparsan yap, kaderinden kaçamayacaksın..."
Tokyo'da Tuhaf Hava, Tokyo’da yalnız yaşayan otuzlu yaşlarındaki Tsukiko’nun bir gün eski lise öğretmeniyle karşılaşmasıyla başlıyor. İsmini bile hatırlamadığı bu adama sadece “Sensei” diye hitap eden Tsukiko'nun bu tesadüfi karşılaşmaları zamanla düzenli buluşmalara dönüşüyor. Birlikte yemek yiyorlar, sake içiyorlar, mantar toplamaya gidiyorlar. büyük bir kırılma denecek bir olay yaşanmıyor kitapta. Kitap da tam olarak bu küçük anların etrafında ilerliyor. Başlangıçta daha çok iki yalnız insanın birbirine alışması, arkadaşlık kurması gibi duran ilişki zamanla romantik bir yere evriliyor. Aralarındaki yaş farkı ve öğretmen-öğrenci geçmişi de hikâyenin merkezinde duruyor.
Benim için kitabın en güçlü yanı ilk bölümleriydi. O sakinlik hissi, Tokyo’nun gündelik atmosferi, iki insanın birbirine yavaş yavaş alışması oldukça doğal ve huzurlu ilerliyordu. Özellikle yalnızlık hissini anlatış biçimini sevdim. Ama hikâye arkadaşlıktan aşka döndüğü anda kitap benim için bütün etkisini kaybetti. Çünkü o noktadan sonra ilişki bana fazla klişe geldi. Üstelik aradaki ciddi yaş farkı ve adamın geçmişte Tsukiko’nun öğretmeni olması da bu ilişkiyi samimi ya da romantik bulmamı zorlaştırdı. Kitap bunu çok sorgulamadan, oldukça normal bir yakınlaşma gibi sunuyor ve ben okurken buna bir türlü alışamadım.
Roman boyunca çok büyük bir olay da anlatılmıyor. Daha çok anların, sessizliklerin ve gündelik hayatın kitabı. Bu bazı okurlar için büyüleyici olabilir ama ben karakterlerin ya da ilişkinin derinleştiğini çok hissedemedim. Tsukiko’nun iç dünyası zaman zaman ilgi çekici olsa da kitap bittiğinde aklımda güçlü bir duygu ya da çarpıcı bir fikir kalmadı.
Yine de Hiromi Kawakami ’nin dili oldukça sade ve akıcı. Japon edebiyatındaki o dingin, melankolik hava burada da hissediliyor. Bu yüzden büyük olaylardan çok