... kendimizi daima ruhumuz tarafından kuşatılmış gibi hissetsek de, bizi çevreleyen bu ruh sabit bir hapishane değildir; daha ziyade, ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak, onunla birlikte, bir hayal kırıklığı içinde sürüklenir, etrafımızda hep dışarıdan bir yankı değil de, içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını işitir gibiyizdir.
Perulu yazar Ricardo Sumalavia'nın Beden Kaçarken'i edebi bir deneme olarak karşımıza çıkıyor. Polisiye bir hikaye anlatacakmış gibi başlasa da aslında o polisiyenin nasıl oluştuğunu irdeliyor.
Sokak ortasında bir adam karısını bıçaklayarak öldürüyor, sonrada kendisi intihar ediyor. Bu olayı gören bir tanık yaşanan bu konu hakkında konuşmak için çok gönülsüz ve bu olayı araştırmak için eski bir komiser ve özel dedektif olan Apolo dahil oluyor.
Buraya kadar normal bir çizgi de ilerleyen hikaye sonraki bölümlerde yazarın dahil olmasıyla bıçak gibi kesiliyor. Bundan sonrasında yazar, kurgulamayı nasıl planladığını, hangi karakter için nasıl ilham aldığını, motivasyonunun ne olduğunu anlatıyor. Tüm bu açıklama sürecinde öykü içinde öykü okuyoruz. Bu sürecin analiz edildiği sayfalarda polisiyenin gelenekleşmiş yapısına atıfta bulunup, klasik imgeleri ne şekilde farklılaştırdığını anlatıyor.
Arka kapak yazısını okuyunca polisiye bir öykü okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak kitap beni çok farklı yerlere götürdü. Bu beklenti ile başlayınca biraz hayal kırıklığı yarattı. Bazı yerlerde odağı kaybedince anlaşılması çok zorlaşan bir metin. O yüzden herkesin sevebileceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Ancak belirtmeden geçemeyeceğim kapak tasarımı çok başarılı. Hikaye ile o kadar uyumlu ki...