Erdinç

Erdinç
@NerdeyizAlbert
Lisans
Ankara
Ankara
15 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
İKİ AVUÇ
Islak burunlu bir kedi gibi usulca sokuluyor içime akşam, utangaç bir sıcaklıkla örtüyor üstünü sevdamın. Gönlüm bir anlığına vuku bulsa belki toparlanırdı dağınık taraflarım, ama ben, kendi içimde bize bir dünya kurmayı niyet edip yollarını tamamlayamayan bir gölge gibi dolaşıyorum. Kırılıyor sesim, içimdeki haritası yırtılmış umutlardan. Başaramamışlık atlasında adım soluk bir leke belki, belki de kimsenin bakmadığı bir kıyı. Mazur gör beni, mazur bu gurursuz dökülüşümü iki avucunun içine sığmak isterken kendime bile sığamamışlığımı.
Şiir
Reklam
Yaş’amak
İnsanlar, insanların içinde yalnız yaşar diye okuduğum o cümlenin anlam veremediğim sisi gözlerime bir buhu gibi yapışmıştı. Meğer şimdi, o sisin tam ortasında yürüyormuşum. İtilmişlik ile ödüllendirilmiş suskun bir kader bu dile getirince güçsüz, susunca şikâyetçi denildiğim Çeliğin kıyısında duruyorum. Ey karanlık kapılar, ey sessiz umutlar, bitirmeye niyet edilip bir türlü açılamayan kitaplar gibi içimizde duran yarım hayatlar… Gökteki kuşun özgürlüğü, sabah soğuğundaki yastığın vazgeçilmez hasreti evet, yaşamak güzel… güzel elbet, ama en güzeli Seninle.
Şiir
Çiçeksiz Kapı
Deniz bahçesi. Yoksul sözler. Tarlalardan odalara buğday kederi Başı önüne düşmüş dağ rüyası Üzüm şırasından bir kandil akşam Kimsenin geçmediği yollarda Kirpik kirpik bakan bir kadın Karlar altında anısız mezarlar Gökyüzünden kesilmiş bir dilsiz baca At arabası. Yıldızsız pencereler. Eşiklerden yapılmış yavru köpekler Minareden kahvenin pervazına İki dünya mahyası harfler Tel oyalarda bir salkım arzu Taşlardan ağır çileyen çocuklar Çamaşır ipleri. Yer sofraları. Komşu bahçelerde bir heves güneş Gözyaşı boncuklarından sevgi sözleri Sarı defterleri alın çizgilerinin Yer altı mağaralarında boğulan sular Ey bunalmış zaman. Çiçeksiz kapı. Ey iğde kokulu ana rahmi Sen açtın can evimi, sen kapadın Kalbimde kaderinin mührü Ağzım gökyüzü Gittim ve geldim, söyledim ve sustum Dünya bir gölgelikmiş Doğan ve batan günden öğrendim Sevgilim Önce ölümden, sonra senden doğdum ben.
Şiir
Sonra
Canı cehenneme, kalbimin çığlığını Rüzgar sesi sanıp geçenin. Gülüşümün ardındaki fırtınayı Bir oyun, bir heves belleyenlerin. Canı cehenneme, acımı ince bir kumaş gibi Kendi rahatına göre kesip biçene. Gözyaşımı avucunda taşır gibi yapıp En dar yerde yüzüme dökenlere. Aşk dedim, ateş dedim, omuz omuza yürüyüş dedim Yazık gölgesini güneş sanıp büyüyene. Ben yandıkça, o sıcaklık buldum sandı Alevimi ışıkla karıştıran kör gönlüyle. Canı cehenneme, söz verip dönmeyenin, Dönüp de hiç kendi kusuruna aynada bakmayanın Sevdayı bir kuş gibi özgür sanıp Kafesini kalbime kurmaya kalkışanların. Ve canı cehenneme, en çok da şunu bilmeyenin Aşk, başkasının ateşinden değil Yan yana durmaktan doğar Kül olsan da el ele Karanlık olsa da dip dibe
Edebiyat
nefes
Ben ki alemi devranda bir arzuhalim Elbet uçup gideceğim bir gün. Gönlümün kıyısında esen her ahım Bir sırra erdirecek beni bir gün. Dünya ki bir döner pervane misali Kül eder içimdeki bin hicranı Ne gam, faniliktir her dem sevdalı Hakk’a varır sonunda her insanı. Ben ki rüzgarlara yazmışım halimi Silsilei devran çözer düğümümü. Bir zerreydim, o üfledi canıma Yine ona dökerim bütün ömrümü.
Edebiyat
Reklam