Gelișim, toplumun hareket hızından anlașılır(mıș). Ama bizim hızlanıșımız, arkadan ittirilmek gibi bir șey. Hani, "ben de bir șey arasam, bulsam, yaratsam..." diye içten dürten bir isteğin sonucu değil de, zorunluluk olarak. Öyle ya, otoyola çıkmıșsın; herkes 100 km'yle giderken sen 30 km'yle gidemezsin ki. Gidersen arkada kalırsın, sen de artık nereye koștuğunu unutarak gazlarsın, gazlarsın...
İstirahatler bitti bitmesine de, eğer o kadar hızlı gidildiği halde, gün yine de bir "hiç" duygusuyla sona ermekteyse, yaratıcılığımıza bir noksanlık aramalı değil mi?
Durun bakalım; belki biz koșmuyoruz, arkamızdan kovalanıyoruz.