Fakat o, o akşam uzun süre ve ısrarla bir şey düşünemiyordu, düşüncesini bir şeyde toplayamıyordu; hiçbir şeye artık bilinçli bir
şekilde karar vermiyordu; sadece hissediyordu. Diyalektiğin yerine yaşam geçmişti ve bilincinde kesinlikle başka bir şey ortaya çıkmalıydı.
Onu düşündü. Sürekli acı verip kalbini yaraladığını hatırladı; onun solgun, sıska küçük yüzünü ama artık bu hatıralar on acı vermiyordu neredeyse; artık bütün bu istirapların nasıl sonsuz bir sevgiyi hazırladığını biliyordu.
Bütün bu hastalığı sırasında Sonya sadece iki
kez gelebilmişti koğuşa; her seferinde izin istemek gerekmişti, bu da zordu. Ama hastane avlusuna, pencerenin altına, özellikle de akşama doğru, bazen de sırf avluda bir dakika durup uzaktan da olsa koğuşun penceresine bakmak için geliyordu. Bir gün, akşama doğru artık iyice iyileşmiş olan Raskolnikov uyuyakaldı; uyanınca,tesadüfen pencerenin yanına gitti ve birden uzakta, hastane kapısında Sonya'yı gördü. Duruyor ve sanki bir şey bekliyordu. O anda kalbini bir şey parçalar gibi oldu; irkildi ve hızla uzaklaştı pencereden. Ertesi gün Sonya gelmedi, sonraki gün de; onu sabırsızca beklediğini farketti.Sonunda onu çıkardılar. Kampa giderken tutuklulardan Sofya Semyonovna'nın hastalandığını, evde yattığını ve hiçbir yere gitmediğini öğrendi.