Neşe

Taşları Yerinden Oynatma Zamanı
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2023 16:50
Epeydir merakla beklediğim bir kitaptı. Sayfalar boyunca taşın çıldırtan sabrına dokundum. Sabrınız varsa sizlerle de paylaşmak isterim. İlkin eser sahibini tanıyalım. Hayatı savunduğu değerler doğrultusunda yaşayan biri o. Hikâyenin içindeki hayatı gören, hayatın içindeki hikâyeyi ustaca kaleme alan bir yazar. Hiç şaşırtmaz sizi. Baktığınızda ne görüyorsanız odur. Edebiyat dünyamıza çok yakışan bu eser ancak onun ellerinden çıkabilirdi. Şaşırmadım. Onca tema varken kalkıp niye taşları yazar insan? Neden bu kadar taş ve neden dönüp dolaşıp deniz diye bana sorsanız, taş ve deniz birbirini iyi tanır da ondan derim. Hemen her sayfada buluşmuşlar. Kiminde deniz durmuş, taş yürümüş. Kiminde tam tersi. Bazen dost, bazen düşman birbirlerine. Fakat dostluğu da sadık, düşmanlığı da. Burada çok şey buldum işte. Kıyıda duran adam en çok hangisiyle özdeş, hâlâ kararsızım. Kolay da değil. Onca taşa takıla takıla yürüyorsunuz sayfalarda. Ayna taşı, soluk taşı, yada taşı, ahlat taşı, safir, hepsinin arasına görülmeyen şeyleri görelim diye davet edildiğimiz o kadar belli ki… Ve görüyoruz. Kumsaldaki küçük yuvarlak taş hem kalabalığa ait olduğumuzu, hem ummadığımız anda birinin tutup denize fırlatma ihtimalini yüzümüze çarpıyor. Pürüzsüz de olsak, avucunda tutana huzur da versek bu ihtimal hep var. Değil mi ki taşsın. Ya derinliğinde kaybolduğumuz sular? Çok derin mevzu. Büyük hesaplaşma. Yazarın ustalığı burada gösteriyor kendini. Fırlatıp atanı da taşın çarptığı suyu da kazıyor hafızalara. Eser hepimizin üç temel derdine dokunuyor. Benlik, yaşam ve toplum. Küçük bir sahil kasabasına sıkışıp kalmış kahraman, ait hissetmediği bir toplum, bedenine dar gelen bir hayat bu noktaların temsili. Kıyıya hapsolmuş, sektirdiği taşlarla birlikte savrulan kahramanımız batan taşların en ağırı.
Taş Sektirme UstasıResul Bulama · Şule Yayınları · 0234 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 10. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2022 07:36
Bu kitabı neden çok sevdim? Çünkü öykünün can alıcı noktası kurmacadır. Kurmaca iyiyse, hele de hikâye içinde hikâye varsa okuru sayfalara kilitler. Zellenbur’un Sıradan Bir Günü nefis bir üstkurmaca örneği. Karakterler ilgi çekici, metinlerarasılık tam bir usta işi. Zaten ustası yazmış. Bir de okuyanı sarmalayan diyaloglar vardı beni içine çeken. Sanki hepsinin ortasındaymışım, kahramanların hemen yanıbaşında, aynı mekânı paylaşıyormuşuz hissi verdi. Bu da öyküde önem verdiğim hususlardan birisi. Aynı dili konuştuğun insanları sayfalarda capcanlı bulmak böyle bir şey işte. Sevgili yazarımız bunu her öyküsünde eksiksiz yaşatıyor. Söz konusu Metin Nart olunca, edebi yönden çok kelam etmek yersiz. Biz kendisini takip ederek öğreniyoruz. Her ne kadar mütevazılıktan ödün vermese de okurları, tanıyanları bana katılacaklardır. Kısaca öykülere değinirsem: “Kül Tablası” öyküsünde gerginliğin tam ortasında durdum sanki. Karakterlerin çatışmalarına eşlik ettim, canımı burnuma getirdiler desem yeridir. Ancak en muhteşem kısmı finaliydi. Öykünün olmazsa olmazı, final bölümü ki Metin Nart kaleminden çıkmış, okumadan anlaşılmaz. Kitaba adını veren “Zellenbur’un Sıradan Bir Günü” öyküsünde minibüsün içindeki kokulardan tutun da hislere kadar yaşattı sevgili Nart. Onca değişik insanı parmağına dolayan bir iblisin bu muzip hikâyesini okumak pek keyifliydi. “Martısız Mahalle” öyküsündeki Pilavcı Davut, Arap Bakkal, Falcı Kezzap, Maradona Selim ve diğerleriyle daha önce mutlaka bir yerlerde karşılaşmış gibiydim. Az sonra ben de karakola sorguya çağrılacaktım neredeyse. Öylesi canlı bir anlatım. “Arabacı Meyhanesi” ve hemen ardındaki muzip hikâyeninse bende ayrı bir yeri vardır. Onu kendime saklıyorum:) “Hokka Divit”
Zellenbur’un Sıradan Bir GünüMetin Nart · İthaki Yayınları · 2022142 okunma
Eski Bir Fotoğraftan Kırpılmak
Puan vermedi·181 syf.··
Beğendi
·
2021 55. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2021 20:10
Ermiş deniz fenerlerinden aydınlık dumanlar gelir Eski bir şarkıda gemileriyle kaybolanlar gelir Siyah yelkenleri rüya tozlarıyla örtülü Attila İlhan - Deniz Kasidesi şiirinden. Fırat Sunel’in okuduğum ilk kitabı. Öylesine yüreğe dokunuyor ki tam olarak nasıl yorumlayacağımı bilemiyorum. Ne duru bir anlatım. Okuyanı sarıp sarmalayan bir kitap. Okumalısınız. Aslında Salkım Söğütlerin Gölgesinde yazarın okumayı düşündüğüm ilk kitabıydı. Şimdi daha bir sabırsızım okumak için. Çok etkilendim kaleminden. “Gurbet benim için hiç bitmedi.” diyen yazar, Almanya’da işçi bir ailenin çocuğu olarak büyümüş, Almanya dahil kimi ülkelerde başkonsolos ve büyükelçi olarak görev yapmış. “Sarpıncık Feneri ”nde Sakızlı mübadil bir aile merkezinde kardeşlik bağları, ayrılık ve yaşadığı topraktan koparılmanın yarattığı yıkımı işliyor. Doğduğumuz topraktan başka yerlere savrulmak, can korkusuyla sevdiğimiz ve bağlı olduğumuz her şeyi bırakıp gitmek zorunda kalmak, son nefesimizi verene kadar özlemle oraları sayıklamak bizlerin yabancısı olduğumuz hisler. Bu hazin göç hikâyelerini kitaplardan okurken bile yüreğimiz parçalanıyorsa, bunu bizzat yaşayanların acısını varın siz düşünün. Mübadele veya göç elbette çok yazılmış, çok okunmuş konular. Ancak bu kitapta farklı bir anlatım var. Okuyanı çocukluğuna götüren bir rüzgâr diye tanımlayabilirim. Bütün o hazin yaşanmışlıkları bir çocuğun anılarından, deniz fenerinin büyüsüyle harmanlayıp öyle güzel dokumuş ki yazar, iyi ki okumuşum dedirtti. Attila İlhan, Deniz Kasidesi şiirinde “Ermiş deniz fenerlerinden aydınlık dumanlar gelir” demiş. Kitabı okurken sık sık aklıma geldi. Aydınlık günlere olan inancımız gitgide azalırken, neyse ki kitaplar var demekten kendimi
Sarpıncık FeneriFırat Sunel · Profil Kitap · 202093 okunma
BU GEMİ BİR KARA TABUT ROBSON
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2021 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2021 22:31
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler. (Özdemir Asaf) Bu kitapta çok ama çok şey var. Yine de uzun uzadıya anlatmadan aktarmaya çalışacağım. Yer Güney Afrika, Rodezya. Bugünkü ismiyle Zimbabwe. İnsanlık iki büyük dünya savaşını tecrübe etmiş. On savaş daha yaşasa değişen fazla bir şey yok. Biz önce dışından bakıyoruz insana. Gözümüze ilk önce siyah ve beyaz çarpıyor. Türkü Söylüyor Otlar’da Doris Lessing’in yirmi beş yıl yaşadığı Zimbabwe toprakları mükemmel bir betimlemeyle anlatılıyor. Avrupalı beyaz efendilerin hem sömürüp hem tiksindiği siyah, sade bir dille çıkyor karşımıza. Açlıktan yığılıp kalmış çocuğu, arkasında bekleyen akbaba ile görünce deklanşöre basan Kevin Carter, o fotoğraf sayesinde Pulitzer Ödülü almıştı hani, bakınca hepimiz de ne üzülmüştük!. Sonra şölen sofralarımıza geri dönmüştük. İşte o fotoğrafın ardındaki yaşamı en yalın anlatımla görüyoruz. Bunu yaparken, beyazın yalnızca siyaha değil, birbirine karşı tutumunu da izliyoruz. Dönemin toplumsal yapısı yazarın aynasından gözümüze yansıyor. Kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik, erkeğin egemen olduğu düzendeki çarpıklık, toplum baskısının insan psikolojisi üzerindeki yıkımı akıcı ve duru bir dille sergileniyor. Eleştirel bakış açısını satır aralarında boğulmadan yakalayabiliyoruz. Sayfalar ilerledikçe beyaz adamın ırkçılık ideolojisinin hem değersizleşmesi hem de bu değişimi reddetmekten doğan iç çatışmalarına tanık oluyoruz. Lessing, efendi-köle ilişkisini hem beyaz adamın siyah adama uyguladığı baskıcı tutumla hem de ataerkil sistemin kadına getirdiği dayatmalarla göz önüne sererken, aslında bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Çocukluğunu yoksul ve mutsuz bir anne babayla geçiren Mary’i ana karakter olarak seçmesi, “Mutsuz çocuklar mutsuz toplumların mimarı mıdır?”
Türkü Söylüyor OtlarDoris Lessing · Can Yayınları · 2017707 okunma
SÜRGÜN AĞACA YAKIŞIR
10/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2021 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2021 00:44
Siz hiç yalnızlığa mahkûm edildiniz mi? ‘SÜRGÜN OLMAK’ yani. Ben bir ara gönüllü bir sürgüne rastlamıştım. Üstelik Aziz Nesin gibi bir sürgünlük değildi. Özgürdü, dünyanın en imrenilen yerlerinden birindeydi, her şeyi vardı. Sonra ne mi oldu? Sürgün neymiş anladı. Sonsuzca gelen bir ayrılık. Zaman geçmez. Her şafakta yalnızlık. Kalabalıklar yetmez. Kuşlar uçar, güneş açar, günler geçer... Ama sürgün tek başına yalnızdır. Tek başına yalnızlık, yalnızlığın gerçek tanımıdır. Tek başınayken yavaş yavaş ölür insan. "Bana sorarsanız, en acı şey nedir diye; şöyle derim: İnsanın KENDİNİ bölüşeceği ve KENDİSİYLE bölüştüğü biri olmaması.." (Mum Hala 1 sayfa 154) Zaten Aziz Nesin gibi aydınları sürgün etmekteki amaç da öldürmek. İnsan her zaman silahlarla öldürülmez. Onurunu kırarsın, ekmeğini çalarsın, düşüncelerini boğarsın. Bu daha acılı bir ölümdür. Ancak, her ne kadar ‘hesap adamları’ olsalar da hesap etmedikleri bir şey vardı: Nesin, yokluklar içinden gelmiş, hiçbir durumda kirlenmemiş saflığıyla yaşamaktan ödün vermemiş biriydi ve ‘burun sürtme’ cezasıyla doğru bildiği yoldan döndürülemezdi. Bu silahlar onu öldüremezdi. Öldüremedi ama ağır yaralamıştır. Yaz kızım: Sanık Aziz Nesin henüz yayımlamaya bile fırsat bulamadığı bir broşür yazmış olup, önce daha ağır cezalara çarptırılmaya çalışılmış ama dayanak bulunamadığından sürgün edilip burun sürtme cezasına çarptırılmıştır. Kanıt broşür: Öyle biyer geliyor ki, artık o yerde gülmece yoluyla mücadele olanağı da kalmıyor. Modern emperyalizmin Türkiye'ye girişine karşı halkımızı uyarmak için mizah dışında yayın yapmamız gerekiyordu. İşte bu amaçla Nereye gidiyoruz? başlıklı küçük bir broşür yazdım. (Bir Sürgünün Anıları sayfa 145) Sanığın evinden, çocuklarından, eşinden koparılıp atılmasına, beş parasız-evsiz yurtsuz
Bir Sürgünün AnılarıAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 20171,516 okunma