Kırk yılda bir çocuklarıyla il-gilenmek akıllarına geldiği zaman, onların dünyasına girmek, yaralarını paylaşmak yerine, kendi yarım kalmış saplantılarını bıçak gibi sokup sokup çıkarmaya devam ediyorlardı. Sevdik-lerini söylerken bile kusur gözüyle bakıyorlardı. Her şeyde bi-zim iyiliğimizi düşündükleri için masumiyetlerini hiç tartış-maya açmıyorlardı. Ne yaptıysak onların gözünde yeteri kadar güzel, yeteri kadar yetenekli, yeteri kadar başarılı, yeteri kadar fedakâr olamadık. Bir kere olsun yanıldıklarını itiraf etmedi-ler. Kusursuzluk şeytanı o kadar gözlerini bağlamıştı ki en kü-çük bir hatayı bile üzerlerine kondurmadılar. Sadece şikâyet ettiler, suçladılar, inkâr ettiler.
Annemle ilgili olarak ömrüm boyunca iki şey aradım; uy-gun bir yüz ve inandırıcı bir ölüm. Ölümüne üzüleceğim bir yüz olsun istiyordum.(Ölümüne üzülecek bir anne istiyordur belki de)