Bunlar artık, kendi koşulları üzerinde hiçbir kontrole sahip olmayan, mutluluğu maddi şeylerde arayan; entelektüel, politik ve sosyal açıdan duyarsız kalan “neşeli robotlardı.”
Hayat ucuza çıkartılmak istendiğinde yaşanan hikayesizlik, kaçınılmaz olarak üretilmiş sorunlarla doldurulmak zorunda. Hayatın içine daldığımızda yaşanan trajediler ise zamanla tecrübeye dönüşebiliyor, acıtmış olsalar da, bir şeyler götürmüş olsalar da insana bir şeyler katarak. Üretilmiş sorunlardan ders alınabilmesi mümkün değil. Çünkü onlar trajedinin karikatürü.
Oysa etrafımız, trajediyle yüzleşmemek için kaçınanların trajedisizlik trajedileriyle dolu, ''mışçasına'' hayatlar ve ölüm korkularıyla. Hayatımızı denetim altına almak isterken hayatı kaçıranlarla. Bilinmeyen hepimizi korkutuyor, ama içinin sesini dinleyene, korkunun yanı sıra '' Korksan da dene'' diyen sessiz bir ses eşlik edebiliyor. Sonra da bilinmeyeni keşfetmek üzere olmanın ürküntülü heyecanı ve hayatın kendisi. Koruma altında yaşayanlarsa, zamanla müze parçasına dönüşüp, çevresindekilerin de kendileri gibi olmasını bekleyerek onları denetim altına alma eğilimi gösteriyorlar.