Sapsarı bir deniz anımsıyormuş, içine evler kurulmuş, çöplü, yağlı, balık ve insan iskeletleriyle dolu, güllersiz, gülüşlersiz, karardıkça kararan, kokan, durup dinlenmeden kokan ve ısrar sarısı, üstelik kanlı mı kanlı bir deniz..
Yüzü yorgundu; hatta yüzünün bir karış önünde, toprakla yüzünün bileşiminden oluşmuş ikinci bir yüzü vardı sanki; kimi zaman zamana karışmış tozlu bir ayna gibi yanıp sönüyordu.
O günlerde, köye gelip kapı kapı dolaşan kalın dudaklı çingene kadınlar giderken sırtlarındaki bohçalarda Nuri'nin kayboluşunu götürmüşlerdi öteki köylere.