Nasıl anlatılır Antep'in soğuk, bitmek bilmeyen kış geceleri? Ayazın iliklere işlediği o sessizlik; sokak lambalarının altında uzayıp giden yalnız gölgeler; uzaklardan gelen bir köpek havlamasının bile içe dokunan bir hikâyeye dönüştüğü o derin vakitler…
Zaman donar böyle gecelerde. Nefes almak bile ağırlaşır. Her pencere ardında başka bir hasret gizlenir, her kapı aralığında yarım kalmış bir cümle bekler; ne söylenebilen, ne de unutulabilen.
Sobanın cılız alevine sığınan eller gibi, insan da kendi içine çekilir. Hatıralar usul usul yoklar kalbi; bir çay buharı gibi yükselir geçmişin kırık dökük anları. Bir gülümseme, bir bakış, bir kapanmış kapının sesi.
Ve insan tam da böyle gecelerde anlar: soğuk aslında dışarıda değildir. İnsanın içindedir; söyleyemediklerinde, bekleyip de gelmeyenlerde, avuçlarından usulca kayıp gitmiş zamanlarda saklıdır.
Bugün size çok sorulan bir konuyla ilgili bir şeyler yazmak istedim: yazar olmak. Bana o kadar çok soruluyor ki artık bu süreci tüm şeffaflığıyla anlatma zamanı geldi diye düşündüm. Eğer yazar
Hocam emeklerinize ve dilinize,kaleminize sağlık öncelikle. Yazarlık bir "Dava"dır
Yazarlığın satış aşaması, "Vitrinle tezgahın savaşıdır." Vitrininiz (kapak tasarımınız, sosyal medya sunumunuz) ne kadar çekici olursa olsun, tezgahınızdaki malın (içeriğin) sahici olması gerekir.
Yazarlıkta bu aşama, yazarın "kendi sesine sadık kalarak, aynı zamanda pazarın dilini öğrenmesi" çabasıdır. Bu dengeyi kuranlar, hem yazmaya hem de okunmaya devam ederler.
İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.
Maalesef ki öyle...İnsanda o kadar güç kuvvet varken,Allah 'ın diğer nesne ve varlıklara nazaran akıl vermişken kullanmak gibi bir durumda olmayanları söylemiyorum bile....