“Unutmak diye bir şey yoktur.” Ne kadar debelensen de sadece unuttuğunu zannerdersin ve unuttum dediğin şeyler zaman gelir kılık değiştirerek çıkar karşına. Yumurtadan çıkan kuşlar gibi ruhunu delik deşik ederek çıkarlar hem de. Şunu iyi anla: Unuttum diyen biri, kendini ömrünün sonuna kadar aynı şeyi tekrar ve tekrar yaşamaya mahkum etmiştir sadece o kadar
Tezgahın üzerinde bir tutam tuz, küçük bir kase bal, yarım bir limon ve küçük bir kırmızı biber vardı. Usta hepsinin tadına bakmasını istemişti, aşçıbaşı da bakmıştı. Tuz tuzlu, limon ekşi, bal tatlı, biber de acıydı. "Bunlara tat denir." demişti Usta. Sonra küçük bir havuç almış, çabucak soymuş, üzerine limon sıkmış, biraz da tuz gezdirmişti. "Ye." demişti uzatarak. Aşçıbaşı havucu kemirirken, ince iki dilim de peynir kesmişti. Birinin üstüne bal dökmüş, diğerinin üstüne de boylamasına ikiye böldüğü kırmızı biberi koymuştu. "Ye." demişti bir kez daha. Aşçıbaşı biberli peynirden ısırdığı lokmayı yuttuktan sonra "İşte" diye devam etmişti Adem usta, "Bunlara da lezzet denir. Hepi topu dört tat vardır ama lezzetler sonsuzdur."
İnsanların çoğu farkedemez ama her lezzet mutlaka ve mutlaka bir hatırayla, maziden gelen bir duyguyla alakalıdır. Lezzetler, insanın geçmişidir ve duyguların bir başka lisana tercümesidir.