"Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi. Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama, sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Bugün belki de sen artık öldüğün için, bana bir zamanlar haksızlık ettiğini düşenemiyorsam da, bana haksızlık edildiği düşüncesi içimde öylesine gelişti ki artık bütün dünyayı suçluyorum bu bakımdan. Bu bakımdan da istemediğim bir yerlere vardım, artık bütün dünyanın suratına çarpıp duruyorum kapıları."
Normalde öykü kitaplarıyla aram pek iyi değildir. Bir hikayeye adapte oluyorum derken yeni bir sayfa, yeni bir karakter, yeni bir dünya... Bu, beni yorar. Ama Oğuz Atay, uzun zamandır okumak istediğim bir yazar. Tutunamayanlar veya Tehlikeli Oyunlar gibi devasa kitaplara başlamadan önce, yazarla tanışmayı bu kitaba bırakmak istedim.
Bu kitap beklediğimden daha kısa sürede bitti. Normalde öykülerde aradığım akıcılığı burada buldum. Bunun sebebi sanırım Atay'ın her bir öyküyü kendi derin, ironik ve kendine has iç sesiyle ele alması. Öyküler farklı olsa da, hepsini birbirine bağlayan, o Tanrısal anlatıcının ruh hali ve dili. Bu, beni her seferinde yeni bir hikayeye değil, aynı yazarın farklı bir yazısına davet ediyormuş gibi hissettirdi.
Kitaptaki öykülerde büyük olaylar yok. Hatta tam tersi, her şey sıradanlığın ve yalnızlığın detaylarıyla işleniyor.
Korkuyu Beklerken öyküsündeki o bekleyişin getirdiği absürtlük... Bir şey olacak ama ne? Karakterler genellikle topluma yabancılaşmış, kendisiyle kavgalı insanlar. Kısacası beni az çok kendine çeken bir yazar oldu. Birkaç kitabına daha şans vermek istiyorum. Öykü sevmem ama okuduklarım arasında en başarılı öykü kitabıydı diyebilirim.