"... Muazzam bahçelerinde dolaşıyor, hamamlarında yıkanıyor, hoş kokulu deri terliklerinden giyiyor ve Paris'te Londra'da ya da Roma'da yaşayanların hayal bile edemeyeceği lüks içinde bir hayatın tadını çıkarıyoruz. Hepimiz müslümanlara özenmişiz gibi onların hayatını yaşamaya başladık. Oysa hristiyan kardeşlerimiz dağlarda koyun güdüyor, yol üstünde bulunan taş yığınından farksız anıtlarda madonna'ya dua ediyor, insanın içine korku salan, batıl inançlar ve hastalıklarla boğuşuyor, pislik içinde yaşayıp genç yaşta ölüyor, bizse müslüman bilim adamlarından ders alıyor, doktorlarına muayene oluyor, tek tek isim verdikleri gökyüzündeki yıldızları inceliyor, sihirli sıfır ile başlayan rakamlarıyla sayı sayıyor, en leziz meyvelerini yiyor, gürül gürül akan sularından içiyoruz. Mimarileri gözümüz kadar ruhumuzu da okşuyor. .... Güçleri bize güven veriyor, şiirlerini öğreniyor, oyunlarına gülüyor bahçelerinin ve meyve ağaçlarının keyfini çıkarıyor, çeşmeden akmasını sağladıkları sularla yıkanıyoruz. Hükmeden biziz ama nasıl hükmedeceğimizi onlar bize öğretiyor. Bazen asıl bizim barbar olduğumuzu düşünüyorum."