Felsefenin amaçladığı, dünyanın kuramsa olarak anlaşılmasının, hayvanlar için, vahşiler için, hepsinin ötesinde en uygar insanlar için bile pratik önemi yoktur. Bu nedenle de, sezgi ya da içgüdünün, işlenmemiş, hazır ve aceleci yöntemlerinin bu alanda uygulanmaları için elverişli bir ortam bulacakları varsayılmaz pek.... Ancak felsefe, bizim geçmişle yakınlığımızı belirleyen uğraşlardan biri değildir: çok ince, çok uygar bir araştırmadır.; felsefenin başarısı içgüdüsel yaşantıdan belirli bir bağımsızlığı, kimi kez de, dünyaya ilişkin umut ve korkulardan bile arınmayı gerektirir. Bu nedenle, sezgiyi en iyi durumda felsefede görmeyi bekleyemeyiz. Aksine felsefenin gerçek amaçları ile bunların kavranmaları için gerekli düşünce alışkanlıkları yabancı, alışılmamış ve uzak olduğundan, başka alanlardan çok burada, zihin sezgiye üstünlüğünü tanıtlar; çözümlenmemiş ve ivedi inançlar da eleştirisiz onaylanmayı en az hakkedenlerdendir.
Gerçekte sezgi, içgüdünün bir yönü, gelişmiş bir biçimidir; tüm içgüdüler gibi de sözünü ettiğimiz hayvanınki gibi alışkanlıkları biçimlendiren alışılmış çevrelerde hoşa gider; çevreler, alışılagelmemiş eylem biçimi gerektirecek bir duruma dönüşür dönüşmez, tümüyle yetersiz kalır.