Spoiler içerir)
Uçurtma avcısı çok küçükken evde görüp okumak istedim ve askerlerin hasanın annesinden bahsettiği kısımda afallayıp bırakmıştım. Yolumuzun bu kadar geç kesişmesini ben de asla istemezdim.
Ne hissedeceğimi bilmiyorum. 4 gün oldu başlayalı ama sanki 40 yıldır ben Afganistandayım gibi yoruldum. Sanki Hasanmışım gibi dışlandım, ihanete uğradım, katledildim. Emir gibi suçlandım, vicdan azabından ben kahroldum, çaresiz kaldım, tükendim. Baba gibi arada kaldım, Ali gibi ezildim, Afganistan gibi yıkılıp bittim. Çok yoruldum, çok üzüldüm. En çok da kitabın, yazıldığı günden önce de düpedüz yaşanmış olması ve hala da yaşanıyor olması beni üzdü. Yeri geliyor haberleri izleyemiyoruz, gözümüzü çeviriyoruz, zulme bakamıyoruz. Maalesef bu zulmü yaşayan ne Aliler, Hasanlar, Sohrablar var.
Kitabın başında Afganistanın gül gibi zamanlarındayız. Yine ırkçılık var, yine aşağılama, etnik üstünlük, hiyerarşi, varlık, yokluk, yoksulluk, sınıf farkı, vicdan, vicdansızlık… yine var hepsi. Ama en azından herkes bir noktada huzuru yakalayabiliyor. Akşam eve geliyorlar, duydukları tek büyük ses ramazandaki top sesi.
Bu dönemde Emir ve Hasanın dostluklarını görüyoruz. Hatta daha da ötesi süt kardeş onlar. Emir zengin bir Afganın oğluyken, Hasan bir Hazaranın oğlu. - Hazara Afganistandaki azınlık bir etnik grup. Etnik, fiziksel, mezhep olarak farklılar. Farklı olan yüzyıllardır sevilmedi saf değil diye. Zamanında afganistandan hazaralar kovulmuş öldürülmüş ve kalan da hizmetçi vs olmuş şu anki hazaraya bakış taaa 19. Yüzyıldan geliyor yani. - Emir ve Hasan birlikte oyunlar oynuyor, geziyor tozuyor, dağlara tırmanıyor, uçurtma uçuruyor. İkisinin de annesi yok. Hasan ve babası Ali, Emir ve babasının hizmetçileri. Gündüzleri Hasan ütü yapıyor, ortalığı toparlıyorken Emir okula gidip